Dina Asher-Smith: Kimi Yüceltiyoruz?

Aşağıda okuyacağınız yazı Dina Asher-Smith tarafından theplayerstribune sitesi için yazılmış ve 9 Mart 2021’de yayımlanmıştır. Yazıdaki görseller, orijinal haline duyduğumuz saygı sebebiyle aynen kullanılmıştır. Orijinal metne ulaşabileceğiniz link, çevirinin sonunda mevcuttur.

Bu yazıyı zamanında bir okul ziyaretine gittiğimde karşılaştığım bir çocuğun söyledikleri üzerine yazıyorum. Pandemi öncesinde bir “rol model” olarak okul ziyaretlerine sık sık gider, çocuklara spor ve atletizm aşılardım.

Bu durum bana hala tuhaf geliyor. Kendimi halk tarafından tanınan birisi; bir rol model olarak görmekte hala çok zorlanıyorum.

Hala alışmaya çalışıyorum. Yani, ben Dina’yım. Hızlı koşarım. Hepsi bu. Bu özelliğimle bir rol model olacağım aklımın ucundan geçmezdi.

Okullara ziyarete gittiğimde direkt olarak çocuklarla konuşuyorum ve her türden soru alıyorum. Daha çocuk oldukları için sordukları sorular açık sözlü ve kişisel olabiliyor.

Bayağı açık sözlü ve bayağı kişisel.

Özellikle sorular kız çocuklarından geliyorsa.

Genelde regl olduğunda, göğüs ve sırt ağrısıyla nasıl spor yapıyorsun diye soruyorlar. Endişeli oldukları ve kendilerini güvensiz hissettikleri tüm konuları açmak istiyorlar.

Genç kızların bu konularda rahatça konuşabilmelerine ihtiyacımız var…

Atletizmde şu gibi durumlar yaşadım: Etrafım çoğu yetişkin erkekten oluşan takımım tarafından sarılmıştı ve arkadaşlarım bana nasıl hissettiğimi soruyordu. Ben de “Yani… sırtım bitiriyor beni; regl oldum ve bu ay gerçekten ağrılı geçiyor.” dedim ve bana yardımcı oldular.

Ben takımımla açık bir şekilde konuşabilecek kadar şanslıyım ancak çoğu insan için bu konu hala bir tabu ve bu konu konuşulurken kendini rahatsız hissediyor.

Benim dünyamda marjlar küçük ve riskler yüksek, bu yüzden başarılı olmak istiyorsak açık sözlü olmamız gerekiyor. Bundan dolayı kız çocuklarının bu konularda sorular sorarken rahat hissetmeleri iyi bir şey.

Ancak o okul gezilerinden özellikle bir söz yıllarca aklımda kaldı. Bu söz o zamandan beri yaptığım işlerin çoğunu derinden etkiliyor. En sonunda beni bu yazıyı yazmaya yönelten şey de o oldu.

Bahsettiğim, güzel mi güzel sekiz yaşındaki kız çocuğu yanıma gelip “Sanırım benim de egzersiz yapmaya başlamam gerekiyor çünkü kilo almaya başladım.”

Sekiz yaşındaydı. SEKİZ.

Buna ne diye cevap verebilirsiniz ki?

“Bir dakika… NE?” diyebildim sadece.

Yani, bu cümle beni çok şaşırttı. Bu konuda konuşulacak çok şey var.  Mesela, sekiz yaşındaki bir çocuk bunu nereden öğrenir ki?

Bu tarz sorular içinize oturur.

Jordan Mansfield tarafından çekilmiştir.

Bu sorunları ele alacaksak vücut güvenini, görünür vücut çeşitliliğini ve sağlıklı olmanın elbise bedeninizden ibaret olmadığı anlayışını geliştirmeye devam etmemiz gerektiğini söylemeye gerek yok.

Ancak özellikle sektörümüzde, sekiz yaşındaki bir çocuğun bizimle nasıl etkileşime girdiğini ve ona ne yansıttığımızı düşünmemiz gerekiyor.

Sekiz yaşında, sporu estetik bir hedefe ulaşmak için bir araç olarak gördüğünü ifade etti.

Daha sekiz yaşında aldığı ana mesaj bu olmamalıydı.

Tabii ki aktif olmak sağlıklı yaşam stiline katkı sağlıyor ki bu aşırı önemlidir; ancak spor yalnızca bundan ibaret görülmemeli.

Spor yapmak eğlencelidir. Kendini ifade etmenin bir yoludur. Spor stres atmanın, arkadaşlıklar kurmanın, zihin sağlığını güçlendirmenin, kendine meydan okumanın ve büyümenin bir yoludur. Potansiyel bir kariyerdir. Hayallerini gerçekleştirmenin bir yoludur.

Yeni nesil genç kadınlara sporun gerçeklerini açıkça göstermemiz gerekiyor.

Temiz ve mükemmel hissettiğiniz anlar sayılı olacak. Spor çoğu zaman ter, çamur ve hatta biraz kan bile içerebilir. Bu heyecan verici ve hatta keyiflidir. Spor yaparken saçınızı ya da yüzünüzü düşünmüyorsunuz; daha iyi olmaya, kazanmaya, eğlenmeye çalışıyorsunuz.

Sekiz yaşındaki kızın bunu açıkça bildiğinden emin olmalıyız.

Dürüst olmak gerekirse, genç yaşta vücudumu bir araç olarak görmeyi öğrendiğim için minnettarım. Vücudumun değer verilecek bir şey; hedeflerime ulaşmamı, sınırlarımı zorlamamı ve yarın tekrar denemeye hazır olmamı sağlayan bir şey olduğunu…

Atletizm daha hızlı ve daha güçlü olmaktan ibaretti.

Önemli olan olabileceğimin en iyisi; kendimin en iyi versiyonu olmaktı. Günün sonunda alnımda üçüncü bir göz çıksaydı da umurumda olmazdı. Daha iyi rekabet etmeme ve yarışları kazanmama yardımcı olduysa ne güzel!

Bugünkü bakış açımı kazanmamı sağladıkları için teşekkür etmem gereken insanlar var; öğretmenlerim, koçlarım, arkadaşlarım, ailem ama en önemlisi ailem. Londra’da, sıcak bir aile ortamında, süper sportif, süper rekabetçi bir evde harika ebeveynlerle büyüdüm. Ebeveynlerim aşırı sevgi dolu, mutlu, gülümseyen, destekleyici insanlardı, hala öyleler ama bir bilseniz nasıl rekabetçiler!

Mesela ben küçükken evde sürekli domino oynardık.

Ya da en azından ortalık karışıncaya kadar oynadık.

Küçükken beni her seferinde yenerlerdi ve buna bayılırlardı.

Oyun kahkahalarla, sarılmalarla ve gülümsemelerle dolu olurdu, ama asla sadece “Küçük Dina”ya iyilik olsun diye kazanmama izin vermezlerdi. Kazanmak istiyorsam, bunu hak etmeliydim; onlardan daha iyi olmalıydım. Ama aniden, daha iyi oynamaya başladığımda, üçümüz arasında gerçek bir rekabet ortamı oldu ve sonrası tam bir dramdı. Yani, o kadar iyi oynamaya başlamıştım ki oynamayı tamamen bırakmıştık. Bugüne kadar domino setini nereye sakladıklarını bilmiyorum ama evin içinde bir yerde olmalı. Ha ha ha!

Tabii sadece domino değil olay, her konuda durum böyleydi.

Babam ve ben bahçedeki bir saksıya bir golf topunu atmaya çalıştığımız, “potshots” adını taktığımız bir oyun oynardık.

Aynı şey burada da yaşanıyordu.

Küçük Dina’ya yardım eden yine yok. Babam her seferinde sanki Tiger Woods ile kapışıyormuşçasına oynardı.

Dina Asher-Smith
Dina Asher-Smith tarafından paylaşılmıştır.
O kadar iyi oynamaya başlamıştım ki oynamayı tamamen bırakmıştık. Bugüne kadar domino setini nereye sakladıklarını bilmiyorum

Bu, bana rekabet gücünü ve ayrıca bir şeyi istiyorsan kimsenin sana vermeyeceği dersini de aşıladı. Bu edinilmesi gereken bir şey.

Bu ders beni tekrar, tekrar ve tekrar denemek istemeye itti.

Büyürken beni yenenlere karşı “Tamam, şimdi tekrar deneyeceğim!” dememi sağladı.

Sekiz yaşımdan beri tanıdığım koçum John ve atletizm ile tanıştığımda bu düşünme tarzını spor adına kullanmaya başlamıştım.

Genç kızken yarıştığım her koşuda rekor kırmak isterdim. Her koşumda kendi rekorumu kırmak isterdim, ne kadar imkânsız olduğu ise teferruattı.

John beklentilerimi dizginlemeye çalışır ve “Hava yağmurlu veya rüzgârlıysa bu mümkün olmayabilir, Dina…” gibi şeyler söylerdi.

Bense “Fizik ya da mantık ne diyor umurumda değil. Ben kendi rekorumu yeniden kırmak istiyorum. Benim yapmak istediğim şey bu!” derdim.

O zamanlar mantıksız hedeflerim ve mükemmeliyetçilik anlayışım vardı ama bunlar beden imajıyla ilgili veya estetik yoluyla benlik saygıma bağlı olmadığı için şanslıydım; tamamen sportif performansıma yönelikti.

Bir hedefim, planım vardı ve vücudumu bu hedef için bir araç olarak görüyordum.

Biliyorum, bunu okuyorsan ve “Ben böyle çalışıyorum!” diye düşünüyorsan din değiştirenlere vaaz veriyormuşum gibi hissedebilirsin ama ne yazık ki birçok kadın sporla veya vücutlarıyla bu şekilde ilgilenmiyor.

Ve elbette bu anlayışı benimsemek için herkesin Olimpiyat düzeyinde bir katılım veya yatırıma sahip olması gerektiğini de iddia etmiyorum.

Söylemeye çalıştığım şey şu; egzersiz ve benlik saygısı arasında sağlıklı bir ilişki kurmak olayın özüdür. Çünkü bu denge sağlanmadığı durumda ve spor, genç kızların gözünde artık eğlencesini yitirdiğinde onları spordan “kaybediyoruz”.

Anksiyete (endişeli ruh hali) işin içine girdiğinde ağrılar, büyüyen göğüsler, her birkaç haftada bir gelen regl krampları, yetersiz destek ve teşvik söz konusuysa bir anda artık etrafta koşturup zıplamak o kadar da eğlenceli gelmiyor.

Kısacası vücudunuz estetik bir hedefe ulaşmak için sadece bir araç haline geldiğinde…

Peki, sektör olarak biz bu sorunu çözmede üzerimize düşeni nasıl yapıyoruz?

Listenin başını zaten yüzlerce kez avaz avaz anlatılmış şeyler çekiyor: Kapsama, yayın süresi, kadınlara eşit ücret.

Ancak sektör dediğimde daha çok oyun alanında neler olduğuyla ilgili konuşmayı kastediyordum.

Kampanyalar, ticari satışlar, oyunlar, reklam panoları ve daha geniş kültürle nasıl etkileşime girdiğimiz ve onları nasıl etkilediğimiz. Kimi yüceltiyoruz ve neden.

Bütün bunlar, kadınlara eşit kazanılmış imkânlar veriyor.

Arena dışında kimlerin fırsatları ve ün kazandığını de dikkatlice düşünmeliyiz.

Bu insanlar, bilerek ya da bilmeyerek daha geniş spor anlatısının bir parçası olurlar ve kadınların sporla ilgili olarak kendilerini nasıl gördüklerini temsil ederler.

Kadınların saha dışında tasvir edilme şekli genç kızların ilgisini çekiyor ve onları katılmaya teşvik ediyor mu?

Bu insanlar ilham kaynağı oluyor mu?

Bunlar, iletilecek mesajı tasvir etmek için elimizdeki en iyi örnekler mi?

Atletizm ile ilgili gerçekten harika şeylerden biri, birbirinden farklı vücut tiplerini görmenizdir: uzun, kısa, güçlü, esnek, ince.

1,50 cm boyunda bir kadın ile 1,80 cm boyunda olan bir kadın arasında başlangıç takozlarında olabilirim.

Farklı etnik kökenler ve geçmişler pisti çok eşitlikçi gösteriyor.

Ama pist dışında, biliyorum ki daha aşılacak dağlar, tepilecek yollar var.

Pistte en iyi performansı gösterenler her zaman bunun karşılığını alamazlar.

Yine de bir yerlere vardığımızı hissediyorum. 2012 ve Londra Olimpiyatları’ndan bu yana konuşmalarda bir değişiklik gördüm, ancak hala yapılması gereken işler var.

Dina Asher-Smith
Martin Rickett tarafından çekilmiştir.
“Pistteki en iyiler her zaman pistten en iyi sonucu alamazlar.”

Erkeklerde bu durum çok daha basit. Kazanan sizseniz, MVP sizsiniz.

Kupayı sen alırsın.

Çiçekleri sen alırsın.

Yücelen sen olursun.

Yeni bir çift futbol ayakkabısı pazarlıyorlarsa, o reklam panosunda veya herhangi bir yerde Lionel Messi gibi birini kullanacaktırlar, çünkü o en iyisi.

Sırf görüntüye daha iyi uyduğu için “sadece” eğlence amaçlı futbol oynayan birini kullanmayacaklar. Tırnak içinde “pazarlanabilir” veya “estetik açıdan hoş” olan birini kullanacaklar.

Hayır, tabii ki de öyle yapacaklar, diğer türlü hiç mantıklı değil ki.

Ama yine de kadınların yer aldığı reklam panolarını, TV yayınlarını, gözünüze takılan reklamları gördüğünüzde durumun hala böyle olduğunu fark edebilirsiniz. Yalnızca “pazarlanabilir” bir imaja sahip kadınlar reklamlarda oynarlar.

Neden?

Estetik bir ideale uydukları için mi? Kadınlar için pazarlanabilir tek bir vücut tipi mi var? Peki bu, sekiz yaşındaki kıza nasıl bir mesaj veriyor? Sporcu olmak isteyen kız çocuklarına ne anlatıyor bu? Oyun alanı dışında, daha geniş spor ortamında, onların değerleri hakkında onlara ne söylüyor?


Tüm Zamanların En İyisi (GOAT) sensen, dünya rekoru sahibiysen, altın madalyan varsa… Onunla gelen her şeyi hak ettin demektir. Bu kadar basit.

(En azından erkekler için böyle.)

Tabii, elimizde kadınlarda bu durumun böyle işlemediğini gösteren sayısız örnek var.

Sürekli Marta, Annika Sörenstam, Katie Ledecky, Shelly-Ann Fraser-Pryce, Valerie Adams ya da 400 metre engelli yarış dünya rekoru sahibi, dünya ve Olimpiyat Şampiyonu olarak hüküm süren Dalilah Muhammad hakkında düşünüyorum son zamanlarda.

Neden hikâyelerini daha fazla duymuyoruz? Resimlerini daha fazla görmüyoruz? Neden kat ettikleri yolu ve spor dünyamızı yeni bir seviyeye getirdikleri için onları yüceltmiyoruz?

Onların başarıları ve mirası neden Messi, Ronaldo, Tiger Woods, Michael Phelps, Usain Bolt ve diğer tüm harika sporcu erkeklerinki gibi çoğumuza tanıdık gelmiyor?

Açık olmak gerekirse, bütün hissetmek için bu şeylere ihtiyacım yok. Buna ihtiyacımız yok.

Kazanmak istiyoruz. Elimizden gelenin en iyisi olmak, işinin en iyisi olmak istiyoruz.

Biz yapılan çifte standardı görebiliyoruz.

Ve biz görürken, sekiz yaşındaki bu kız adaletsizliği göremiyor.

O sekiz yaşındaki kız çocuğu, sporunuzun gördüğü en iyi kişi olsanız bile dünyanın daha önce hiç görmediği başarılar elde etseniz bile bu endüstrinin anlatısının bir estetiğe uymasını hala daha değerli olduğunu görüyor ve düşünüyor. Kadınsanız, açıkça bellidir ki Tüm Zamanların En İyi’lerinden birisi bile olmanız yeterli değil.

Stephen Pond tarafından çekilmiştir.

İnsanlar bu konuyu sevimli, samimi pazarlama toplantılarında konuşabilirler. “hımm” ve “ahh” diyebilirler. Arkasına yaslanıp bir milyar tane mazeret sunabilirler. Ama açıkçası, biri bunu değiştirmek isteseydi, hemen yarın yapabilirdi. Bir endüstriyi halka temsil etmek üzere seçilen sporcu kadınların pazarlamada kullanılma şeklini gerçekten değiştirmek isteselerdi, bunu yaparlardı. Göz açıp kapatıncaya kadar gerçekleşmiş olurdu.

Ve bunun sadece tanınmaktan çok daha fazlası olduğunu biliyorum.

Mesajlaşmalarda, kadın dergilerinde, okulda genç kızlara öğretilen şey bu. Bu küresel. Ve dediğim gibi, bence yol kat ediyoruz. Televizyonlarda Serena Williams, Simone Biles, Allyson Felix’i görüyoruz. Gün geçtikçe iyileşen bir durum söz konusu.

Ama bu bizim hızlandırmaya çalışmayı bırakacağımız anlamına gelmiyor.

Bedenlerin ne işe yaradığı, kendinizi sevmenin ne anlama geldiği, sağlık ve temsilcilik hakkında daha fazla konuşmaya ihtiyacımız var.

Sporcu bir kadın olmanın, regl dönemi farkındalığının, spor sütyenlerinin, beden imajının, fiziksel sağlığın, zihinsel sağlığın ve benlik saygısının nasıl olduğuna dair daha doğru tasvirlere ihtiyacımız var.

Tam hızda spor yapan kadınları görmeye daha fazla ihtiyacımız var: Güçlü, kuvvetli, terli ve kaslı kadınlar.

Kaybettiklerinde, hüsrana uğradıklarında, sinirlendiklerinde ve üzüldüklerinde onları tek bir imajdan ibaret olmayan insanlar olarak da görmemiz gerekir.

Kendi dünyamızın dışında görmeliyiz onları.

Bunu spora başlamayı düşünen, ancak şüpheleri, korkuları ve soruları olan sekiz yaşındaki tüm kızlar için yazmak istedim. Ve sporu bırakmayı düşünen tüm genç kadınlar için.

Hala o rol model olmakla başa çıkmaya çalışıyorum.

Ben yalnızca Dina’yım. Hızlı koşarım.

Ama bu konuyu gündemde tutmak için konuşmaya devam etmek istiyorum.

Ve eğer bakış açım size ilham verebilirse veya sohbeti spordaki kadınların neye benzediği konusunda fikrinizi değiştirebilirsek, o zaman kesinlikle olmak istediğim türden bir rol model olabilirim.

Umarım spor yaparsınız, ama eğlenmek istediğiniz için.

Olabileceğinizin en iyisi olmak için ufkunuzu genişletin ve mümkün olduğunu düşünmediğiniz, dünyanın mümkün olduğunu bile bilmediği şeylere ulaşın.

Ve bunu yaptığınızda, umarım hak ettiğiniz üne kavuşursunuz.

Yazının orijinal metni için tıklayınız.

Total
0
Shares
Önceki Yazı

69 | Britanya Gp

Sonraki Yazı

Barcelona 2011: Mucize Takım

Bunlar da ilgini çekebilir