İki Arada Bir Kıbrıs’ta

Kıbrıs’ın Göçmen Futbol Kulüplerinin Hikayesi.

Kıbrıs; Akdeniz’in en büyük adası. Aynı zamanda neredeyse yüz yıldır bölgenin en büyük sorun ve çözümsüzlük öbeği. Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan etnik ve siyasi gerilim, 20. Yüzyılın ortalarında adada en şiddetli seviyeye ulaşmış durumdaydı. Uzun senelerdir süregelen bu gerilim ortamı kimi zaman beraberinde çatışmaları getirmiş, kimi zaman dış destekli darbeleri ve etnik irredantizmi, kimi zaman ise adaya askeri müdahaleyi. Adanın sosyopolitik çehresini tümden değiştirip bugünkü formuna sokan olay ise takvimler 1974’ün yaz aylarını gösterirken cereyan etti. 15 Temmuz 1974’te Yunanistan destekli, Enosis (Kıbrıs’ı Yunanistan ile birleştirme emeli) yanlısı milliyetçi Rumların adada gerçekleştirdikleri başarılı darbe, garantör ülke Türkiye için bardağı taşıran son damla demekti. Uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanan Türkiye, bu haberden sadece beş gün sonra, Türkiye Cumhuriyeti’nin yüksek menfaatlerini korumak ve Kıbrıs’taki Türk soydaşların güvenliğini sağlamak adına adanın kuzeyine geniş çaplı bir çıkartma ve indirme harekatı başlattı. Hepimizin “Kıbrıs Barış Harekatı” adı ile bildiği bu başarılı askeri harekatın ardından Kıbrıs adası fiilen ikiye bölünmüş oldu. Kuzeyde Türkiye endeksli bir Türk devleti, güneyde ise Yunanistan destekli bir Rum devleti kuruldu. Yüzyıllarca beraber yaşamış bu iki halkı şimdilerde BM Barış Gücü’nün devriye gezdiği bir tampon sınır bölgesi ayırıyor.

Bugün, Yeşil Hat olarak da adlandırılan sınır; tıpkı Kore’deki 38. Paralel gibi, Akdeniz’in en büyük adası Kıbrıs’ı ortadan ikiye bölüyor. Bu sınır yalnızca iki coğrafi bölgeyi birbirinden ayırmıyor, aynı zamanda iki toplumu da tamamen birbirinden ayırmış vaziyette. Özellikle 1975’te Viyana’da imzalanan nüfus mübadelesi sonrasında, kuzey Kıbrıs’ta yaşayan yüzbinlerce Rum güneye, güney Kıbrıs’ta yaşayan on binlerce Türk ise kuzeye göçe tabi tutulmuş. Anılarını, yaşanmışlıklarını, belki de atalarının mezarlarını yani tüm kişisel tarihlerini geride bırakıp yüzlerce kilometre kuzeye ya da güneye göç etmek zorunda kalan insanlar. 20. Yüzyılın ilk yıllarından bu yana adadaki en popüler spor olan futbol da bu mübadeleden fazlasıyla etkilenmiş. Adanın kuzeyindeki şehirlerde, kasabalarda, köylerde faaliyet gösteren onlarca Rum futbol kulübü, 1974 sonrasında zorunlu olarak adanın güneyindeki Rum kentlerine göç etmiş. Benzer şekilde adanın güneyinde bulunan birçok Türk futbol kulübü de Yeşil Hat’ın kuzeyinde Türk kontrolü altında bulunan bölgelere taşınmak zorunda kalmış. Futbol; iki toplum arasında bölünmüş bu güzel Akdeniz adası için artık bir spordan çok daha fazlası demek. Yurtlarından ayrılıp göçe tabi tutulan Kıbrıslıların, beraberlerinde yeni yuvalarına getirdikleri umut da olmuş aynı zamanda futbol.


Doğansız Ocak, Ocaksız Doğan Olmaz

Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türk bölgesinde, 1974 sonrasında yaşanan göç ve futbol denildiğinde akıllara hemen iki önemli futbol kulübü geliyor; “Kravatlılar” lakaplı Doğan Türk Birliği ve “Maunacılar” yani liman işçileri lakaplı Türk Ocağı Limasol. Mübadele ile birlikte güneydeki Limasol kentinden Yeşil Hat’tın kuzeyinde kalan Girne’ye göç eden bu iki köklü Kıbrıs ekibi, bugün KKTC’nin en önemli derbisinin de tarafları. “Doğan-Ocak Derbisi” olarak da adlandırılan bu derbinin kökeni 1950’lerin Limasol’una kadar uzanıyor. 74 sonrasında Girne’ye taşınan bu rekabet ortamında oynanan derbiler, KKTC futbolunun en önemli olaylarından biri olarak görülüyor. Bu iki ezeli rakip birbirlerinin hem kader ortağı hem de olmazsa olmazı. Zira adanın kuzeyinde dilden dile dolanan şu söz, bu rekabetinin ne kadar kıymetli olduğunu bizlere gösteriyor; “Doğansız Ocak, Ocaksız Doğan olmaz.”

Bugün, Yeşil Hat olarak da adlandırılan sınır; tıpkı Kore’deki 38. Paralel gibi, Akdeniz’in en büyük adası Kıbrıs’ı ortadan ikiye bölüyor. Bu sınır yalnızca iki coğrafi bölgeyi birbirinden ayırmıyor, aynı zamanda iki toplumu da tamamen birbirinden ayırmış vaziyette.

1938 yılında adanın güneyindeki Limasol şehrinde kurulan Doğan Türk Birliği, 74’teki Barış Harekatı sonrasında kuzeydeki Girne şehrine göç etmek zorunda kalmış. O dönem hayli kalabalık bir Türk nüfusuna ev sahipliği yapan Limasol’de bir grup genç; milli bilince hizmet edecek bir spor kulübünün eksikliğinden yakınıp bu ihtiyacın karşılanması adına bir spor kulübünün kurulmasına karar verirler. Kuruluşunun ardından başta futbol olmak üzere çeşitli spor faaliyetlerinde bulunan kulüp, bugünkü adını ise 1952 yılında bölgede faaliyet gösteren bir diğer futbol kulübü Doğan Güneş ile birleşerek alır. Neredeyse 80 yıllık köklü bir futbol kulübü olan Doğan Türk Birliği, Kıbrıs Türk futbolu için de oldukça önemli bir figür. Zira Kravatlılar, 1955 yılında kurulan Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu’nun ilk üyelerinden biri olmasının yanı sıra o sene kurulan ligin de ilk şampiyonu. 1974 yılındaki Barış Harekatı’nın ardından her şeyini kurulduğu Limasol’da bırakan kulüp, kuzeydeki Girne’ye taşınır. Bu göç kulübü doğal olarak etkilemiştir de. Barış Harekatı öncesinde adadaki Türk futbol kulüpleri arasında düzenlenen ligde üç kez şampiyonluk iki kez de ikincilik yaşayan Doğan Türk Birliği, 74 sonrasında göç ettiği yeni yuvası Girne’de şampiyonluk yaşayabilmek için uzun seneler beklemek zorundadır. Kravatlılar, 1990/91 sezonunu adadaki Türk futbolunun bir diğer göçmen kulübü olan Baf Ülkü Yurdu’nun önünde şampiyon tamamlarlar. O sezon şeytanın bacağını kıran Doğan Türk Birliği, takip eden üç sezonda iki kez şampiyonluk bir kez de ikincilik elde eder. Türk futboluna bir dönem damgasını vurmuş Mete Adanır ve Osman Uçaner gibi isimleri de bünyesinden yetiştiren Kıbrıs temsilcisi, bugün hala Kuzey Kıbrıs futbolunun en önemli ekiplerinden biri konumunda.

Bahsettiğim gibi Kıbrıs Türk futbolu ve 74 sonrasında yaşanan göç dendiğinde akla gelen bir diğer futbol kulübü de Türk Ocağı Limasol. 1952 yılında Doğan Türk Birliği’nde yaşanan bir dizi anlaşmazlık sonucunda kulüpten ayrılan yöneticiler tarafından güneydeki Limasol şehrinde kurulan Türk Ocağı, 74’teki Barış Harekatı’nın ardından tıpkı ezeli rakibi Doğan Türk Birliği gibi Girne’ye göç etmiş. Kulüp, Barış Harekatı öncesindeki dönemde adanın güneyindeki Türk direnişinde de etkin rol oynamış. O dönemki kulüp başkanı Hasan Halil Karagözlü önderliğinde birçok Türk Ocağı sporcusu ve taraftarı, Limasol’un Ayandon Mahallesi’nde ki direnişe önemli katkı sağlamışlar. 1974 sonrasında ise kulübe ait eşya ve kupalar zor şartlar altında güneydeki Limasol’dan Türk kontrolü altındaki yeni yuvaları Girne’ye taşınmış. Bugüne kadar hiç şampiyonluk sevinci yaşayamayan Maunacılar, Kıbrıs Kupası’nda ise oldukça başarılılar. Türk Ocağı; İlki 1982, sonuncusu ise 2017 yılında olmak üzere toplam beş kez Kıbrıs Kupası’nda zafer sevinci yaşamış. Limasol’dan Girne’ye göç her ne kadar beraberinde derin acılar ve yaşanmışlıklar getirse de; Türk Ocağı, kazandığı tüm profesyonel başarıları göç sonrasında yeni yuvası Girne’de elde etmiş. Aradan geçen yaklaşık 50 yılın ardından Türk Ocağı taraftarları ve kulüp, Girne’yi evleri olarak çoktan benimsemiş durumda.

Adanın güneyinden kuzeyine göç eden bu iki güzide kulüp, 1975’teki mübadele ile göç etmek zorunda kalan Türk futbol kulüplerinden yalnızca ikisi. Tıpkı Doğan Türk Birliği ve Türk Ocağı Limasol gibi kurulduğu topraklardan kuzeye taşınmış daha onlarca Türk kulübü var. 1947 yılında güneydeki Baf şehrinin Mutallo Mahallesi’nde kurulmuş olan Baf Ülkü Yurdu bu göçmen kulüplerden biri. Kulüp, 1974 yılında Baf kentindeki Türk toplumunun çoğu ile birlikte kuzeydeki Güzelyurt’a göç etmiş. 80’lerin sonu ve 90’ların başında yeni yuvasında lig ve kupaya adeta ambargo koyan Ülkü Yurdu, bugün hala Süper Lig’de mücadele etmeye devam ediyor. 1940’ta Limasol’a bağlı Binatlı Köyü’nde kurulup, 1974 sonrasında tıpkı Ülkü Yurdu gibi Güzelyurt’a yerleşen Binatlı Yılmaz SK da Kıbrıs’ın göçmen Türk futbol kulüplerine başka bir örnek. Güneydeki şehirlerden, kasabalardan Yeşil Hat’ın kuzeyindeki Türk kontrolü altındaki şehirlere göç etmek zorunda kalmış daha pek çok Türk takımı bulunuyor; Limasol’dan kuzeydeki Çatalköy’e yerleşen Düzyaka Kültür Ocağı, veya Larnaka’dan İskele şehrine taşınan Larnaka Gençler Birliği. Örnekler saydıkça çoğalır, liste alt alta uzar; fakat bu kulüplerin göç döneminde yaşadıkları acılar, hatıralar Kıbrıs Türk futbol hafızasındaki tazeliğini yıllar geçse de korumaya devam eder.

Mağusa’dan Larnaka’ya

Rum tarafında da durum pek farklı değil. Kıbrıs’ın kuzey bölgelerinde yaşayan yüz binlerce Rum ve onlarca Rum futbol kulübü, 1974’teki müdahalenin ardından güneyde kalan Rum bölgelerine göç etmek zorunda kalmış. Adadaki göçmen Rum futbol kulüplerinden en bilineni; Anorthosis Famagusta (Mağusa). 1911 yılında Mağusa şehrindeki Rumlar tarafından kurulan Anorthosis, Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında gerçekleşen mübadele ile yaklaşık 40 kilometre güneyde yer alan Rum kontrolü altındaki Larnaka şehrine göçmüş. Kulüp, adadaki Britanya kolonizasyonuna karşı 1950’lerde başlatılan Rum eksenli direnişin de baş aktörlerinden. Bu dönemde birçok Anorthosis yöneticisi ve futbolcusu İngiliz kuvvetlerince tutuklanmış. Ayrıca Anorthosis, bu yıllarda Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması (Enosis) için silahlı faaliyet yürüten ve aynı zamanda adadaki Türk toplumuna karşı birçok silahlı katliam da düzenlemiş olan EOKA örgütünün bölgedeki en önemli destekçilerinden biri konumundaydı. Kulübün birçok üyesi o dönem Yunan milliyetçisi irredentist düşünceleri desteklerken, EOKA içerisinde de aktif olarak çeşitli görevler almaktaydı.

1974’ten sonra güneydeki Larnaka şehrine göç eden kulübün, göç öncesi dönemde kullandığı kulüp binası ve stadyum bugün Mağusa’daki Kapalı Maraş bölgesinde bulunuyor ve tamamen atıl bir vaziyette. Yetkililer bu tesislerin statüsünü ve sahipliğini yargıya taşısa da uzun yıllardan beridir herhangi bir sonuç alabilmiş değiller. Göç sonrasında kulübün toparlanıp eski haline gelmesi de oldukça uzun zaman almış. Barış Harekatı öncesinde toplam altı kez Kıbrıs şampiyonluğu yaşayan Anorthosis, 1974’ten 90’ların ikinci yarısına kadar orta alt sıra bir takım haline dönüşmüş. 90’lı yıllarda sportif başarı olarak toparlanma sinyalleri veren kulüp, 1994-95 sezonunda 33 yıl aradan sonra şampiyon olabilmiş. 90’lı ve 2000’li yıllarda yedi kez şampiyonluk sevinci yaşayan Mağusa göçmenleri, Lefkoşa ekiplerinin ligdeki hegemonyasına da böylece dur demiş.

Kıbrıs
Kasım 2008’de Şampiyonlar Ligi grup aşamasında oynanan Werder Bremen müsabakasında Anorthosisli taraftarların tribünlerde açtığı Famagusta (Mağusa) pankartı.

1974 sonrasında göçmen duruma düşmüş bir diğer Rum ekibi de Nea Salamina Famagusta. Tıpkı Anorthosis gibi Nea Salamina da Mağusa’da kurulup ardından Larnaka’ya göç etmek zorunda kalmış bir Rum kulübü. Kulübün 1948 yılında, Mağusa’nın bir diğer Rum kulübü olan Anorthosis ile bağlantılı kuruluş öyküsü de bir hayli ilginç. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan’da başlayan iç savaştan Kıbrıs adası da nasibini almıştı. Temelinde sağ-sol mücadelesi olan bu iç savaş ile birlikte Mağusa’daki Rum toplumu da büyük oranda iki merkez politik gruba ayrılmış durumdaydı. Şehrin en önemli ekiplerinden Anorthosis, daha çok kral yanlısı sağ görüşlü yönetici ve sporculardan oluşuyordu. Kulüpte sol görüşlü sporcu ve taraftarlara karşı büyük bir kısıtlama söz konusuydu. Ayrıca Yunanistan merkezli atletizm federasyonu, adadaki tüm sporculardan Yunan İç Savaşı’ndaki kraliyet yanlılarına desteklerini ifade eden bir kamuoyu bildirisi imzalamalarını ve iç savaştaki solcu eylemleri reddetmelerini talep etti. Bunun üzerine şehirdeki sol görüşlü sporcu ve taraftarlar birleşerek Mağusa’da yeni bir spor kulübü kurma kararı aldılar, böylece Nea Salamina kulübü doğmuş oldu. Birçoğumuzun Kıbrıs futbolu ve sol siyasi görüş dendiğinde aklına gelen ilk futbol kulübü olan Omonia da böyle bir atmosferde Lefkoşa’daki APOEL kulübünden ayrılan sol siyasi görüşlü sporcu ve yöneticiler tarafından kurulmuştu.

1974’teki Barış Harekatı’nın ardından Nea Salamina, hemşehrisi ve ezeli rakibi Anorthosis gibi Mağusa’dan güneydeki Larnaka şehrine göç etti. Böylece hem sportif hem de siyasi geçmişi olan tarihi Mağusa Derbisi de Larnaka’ya taşınmış oldu. Göç sonrasında Larnaka’daki yeni stadına ancak 1992 yılında kavuşan Nea Salamina’lılar, Mağusa şehrine duydukları derin hasret nedeniyle yeni stadyumlarına “Ammochostos” yani Rumca Mağusa ismini verdiler. Bir dipnot olarak belirtmek gerekir ki Nea Salamina kulübünün Kıbrıslı Türkler ile ilişkisi de oldukça dostane. Kulüp tarihi boyunca birçok Türk futbolcu Nea Salamina formasını terletmiş. Nea Salamina, Mart 2005’te Ammochostos Stadyumu’nda Kuzeyli Türk ekibi Yenicami ile bir dostluk maçına da çıkmış. Binlerce futbolseverin takip ettiği bu mücadele, yaklaşık 50 yıllık uzun bir aranın ardından Kıbrıslı Türk ve Rum kulüpleri arasında yapılan ilk futbol maçı olarak tarihe geçmiş.

Kıbrıs
Nea Salamina, İngiliz devi Arsenal’e karşı. Mağusa GSE Stadyumu, 1967

Anorthosis ve Nea Salamina, Kıbrıs’taki göçmen Rum futbol kulüplerine verilebilecek yalnızca iki örnek. Bu iki kulüp ile kader birliği yapan, 1974 sonrasında kuzeyden güneye göç etmiş, hala faal veya göç sonrasındaki dönemde yaşanan olumsuzluklar nedeniyle kapanmak zorunda bırakılmış onlarca Rum kulübü daha bulunuyor. Örneğin bugün GKRK Birinci Lig’inde mücadele eden Doksa Katokopias. 1950’lerde kuzeydeki Katokopia veya Türkçe adı ile Zümrütköy’de kurulan Doksa, 74’ten sonra Yeşil Hat’tın hemen güneyindeki Peristerona kasabasına taşınmış. Başka bir örnek ise bugünlerde Üçüncü Lig’de mücadele eden Digenis Akritas kulübü. 1930’larda kurulan Kıbrıs’ın en köklü futbol takımlarından biri olan kulüp, Barış Harekatı’nın ardından kuzeydeki Güzelyurt’tan Lefkoşa’nın Rum kontrolü altındaki güney mahallelerine göç etmek zorunda kalmış. Göç öncesinde oldukça başarılı bir ekip olan hatta 1971’de Avrupa kupalarına katılıp San Siro’da Milan ile mücadele eden Digenis, göç sonrasında tabiri caizse dibe vurmuş. Mübadele ile birlikte taraftarları, futbolcuları ülkenin dört bir yanına dağılan kulüp, bu günlerde üçüncü ligde var oluş çabaları veriyor. Bu örnekler göçün bir nevi insaflı davrandığı, göç sonrasında çeşitli destekler sayesinde hala eski günlerini arasalar bile hayatta kalabilmiş Rum kulüpleri. Tabi bu kulüpler şanslı olanlar, bir de madalyonun öteki yüzü var. Göçün acımadığı, 74 sonrasında ölüme terkedilen göçmen Rum kulüpleri de bulunuyor. 50’lerin sonunda Mağusa’da kurup daha sonrasında güneydeki Larnaka’ya taşınan AEK Ammochostos kulübü, göç sonrasında oluşan zor şartlara pek fazla dayanamamış. 1980’in ilk aylarına kadar faal kalabilen kulüp, özellikle finansal sebeplerden dolayı kapanma kararı almış. AEK Ammochostos ile kader ortağı olan, göç sonrasında yaşanan hem ekonomik hem de toplumsal zorluklara ayak uyduramamış onlarca göçmen Türk ve Rum futbol kulübü, özellikle 80’lerde ve 90’ların ilk yıllarında kapanma kararı alıp tarihin tozlu sayfalarına karışmış.

Göç, mübadele ve ardından gelen acılar; ne milliyet gözetiyor ne de coğrafya. İster dünyanın bir ucundan öteki ucuna olsun bu göç, isterseniz de Akdeniz’de cennet gibi bir adanın güneyinden kuzeyine. Sonuç aynı; tarifi zor yaşanmışlıklar, geride bırakılan ata toprağı ve alışılmak zorunda olunan yeni bir yuva. Nea Salamina’nın hala stadyumunda adını yaşattığı Mağusa, ya da Türk Ocağı’nın 50 yıldır adından silmediği Limasol…


Plase:

Total
0
Shares
Önceki Yazı

4 | Tatava

Sonraki Yazı

Roberto Clemente: Evhamlı Son Kahraman

Bunlar da ilgini çekebilir