Osaka: Netflix Mini Belgesel

Naomi Osaka genç yaştaki Grand Slam şampiyonlukları, dünya 1 numarası olması, devasa sponsorluk anlaşmaları derken sporda gözde isimler arasında yer almaya başladı. Kariyerini çok daha ilgi çekici noktaya getiren olaysa geçtiğimiz yıl yaşandı. Mental sağlığını korumak adına Roland Garros’ta basın açıklaması yapmayacağını sosyal medya hesaplarından duyurdu. Birinci turu galip bitirmesine rağmen dediğini yapması ona 15 bin dolar ceza şeklinde geri döndü. Dahası, bu tavrı devam ederse turnuvadan men edileceği gerçeğiydi. Bunun üzerine Osaka kendisi çekildi.

“Sanki dünyanın yükünü omuzlarımda hissediyorum.”

Simone Biles

Bu sözler 6 sene önce Rio’da Olimpiyat’a damga vuran jimnastikçi Simone Biles’a ait. Tokyo 2020’nin sembol olması beklenen ismi Biles, ABD Jimnastik Takımı’nın en güçlü figürü durumundayken finale katılmayacağını açıklamasının ardından genel tasnif yarışmasından da çekildi. Sebebini ise kendini iyi hissetmemesi olarak gösteriyordu. Bunun üzerine hem medya çalışanlarından hem de sporculardan farklı yönde yorumlar duyduk. Efsane yüzücü Michael Phelps, “Özellikle ışıklar üzerinizdeyken baskı tarif edilemez bir hal alıyor. Böyle durumlarda benim için başkalarından yardım istemek çok zordu. Bütün kalbimle Simone’un yanındayım.” şeklinde konuşarak Simone’a destek olurken dönemin ve tarihin en başarılı tenisçilerinden Novak Djokovic, “Baskı ayrıcalıktır. Profesyonel sporun olduğu yerde baskı da vardır. Baskıyla nasıl başa çıkacağınızı öğrenmek zorundasınız.” diyerek konuya Phelps’in aksi yönünden yaklaştı. Tokyo’dan madalyasız dönerken Altın Slam’i tamamlayamamasının üzüntüsünü yaşayan Novak’ın bronz madalya maçındaki sinir harbi ve mağlubiyetin ardından baskıyı yönetemedim açıklamalarıyla kendisiyle çelişmesi başka yazının konusu.

Osaka’nın Haiti’deki baba tarafı, ABD’de büyümesi ve Japoncasının pek iyi olmaması ile kendi ülkesinde bile kabul görmesi zor oldu. Osaka’ya karşı önyargılar Japonya’yla ve bunlarla sınırlı değildi. İdolü Serena Williams gibi uzun boylu, güçlü ve modern tenisçi görüntüsü dünyada onun Japon tenisçi olarak kabul edilmesinin önüne engeller koyuyordu. 2018 Amerika Açık finalinde idolüyle karşılaştı. Karşısında doğum sonrası gittikçe iyileşen, rekorlar peşinde koşan, hemen herkesin favorisi Serena vardı. 37 yaşındaki efsane ile hayranının kapışmasına sahne olan finalde ciddi stil benzerliği de göze çarpıyordu. Kaldı ki o dönem Osaka’nın koçluğunu, Serena Williams’ın eski antrenman partneri Sascha Bajin yapmaktaydı. İki siyahi kadın sporcunun yan yana yer aldığı en önemli konulardan biri de ayrımcılığa karşı savaş. Serena Williams’ın uzun ve görkemli kariyeri mücadeleyle geçerken Naomi Osaka benzer hassasiyetlerle yolun henüz başında sayılırdı. En mutlu olması gereken günlerde bile içine kapanık mizacı ve utangaçlığı hissedilebiliyordu. Nitekim 2019 Avustralya Açık’ta ikinci Grand Slam şampiyonluğunun ardından dibe vuruş başladı. “Avustralya’dan beri tenis oynamaktan keyif almıyorum.” Baskı…

Spor müsabakaları, takip edenler tarafından genellikle sonuç üzerinden yorumlanır. Haliyle sonuca giden yolda yaşananlar manipüle edilmeye açık hale gelir. Sporcuların inişleri, çıkışları ya da başarıları ile başarısızlıkları süreçten bağımsız yorumlanamaz. Fakat bu noktada hesaba katılması gereken birçok hadiseye şahit olmak mümkün değil. Performanslarını yansıttıkları yerde hayatlarının kısıtlı bölümüne bakılır ve bakıldığı halde görülemeyecek şeyler de olabilir. Sporcular sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal olarak da mücadele eder. Gestalt psikolojisinin işaret ettiği yerde insan, düşünce ya da davranışlara indirgeyerek anlaşılamaz. İnsan, ancak duygusu, düşüncesi, davranışı, beden bütünlüğü, diğerleri, kendisi ve fiziksel çevresi ile olan etkileşimi içinde anlaşılabilir. Gestalt yaklaşımının etkileşimde vurgu yaptığı 3 değer – birey, fiziksel ve sosyal çevre – her zaman temas halindedir. İlkinde kendi bedeni, duygu ve düşünceleriyle ikincisinde geçmiş ve gelecekteki insanlar ve olaylar ile. Kişinin kendisi ile kurduğu temas, dış dünyada yaptıklarını ve diğerleri ile kurduğu ilişkiyi büyük oranda belirler. Olaylardaki etkimizi bilmek, sürece olan katkımızın yanı sıra değiştirebilme gücümüzün de olduğunu gösterir. Bu temas, ihtiyacın farkına varılması, harekete geçme, ihtiyacı doyurma döngüsünde sürer. Temas döngüsünde sürekli engellemelerin olması, ihtiyaçların tamamlanmamasına, dolayısıyla tamamlanmamış ihtiyaçların birikmesine yol açar. Bu da duygusal sorunlara sebep olabilir. Kaygı, bedensel uyarımları artırır, dikkati ve konsantrasyonu bozar. Burada temas biçimleri devreye girer. Kısaca duyarsızlaşma, saptırma ve kendine döndürme olarak sınıflandırılabilir. Saptırma, oyuncunun duvarın diğer tarafında kalarak kendisini olumsuzluklardan koruması ve kendinden dışarı bir şey vermemesidir. Bu da kaygı, öfke, kızgınlık gibi olumsuz duyguların yaşanmasına engel olur. Ancak bunun yoğun kullanımı, uzaklaşmaya, yalnız kalmaya, yaşamdan zevk almamaya sebep olur. Fiziksel olarak ihtiyacı olan antrenmanı yapan, beslenmesi düzenlenen sporcunun zihinsel ve duygusal olarak da desteğe ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.

Naomi Osaka 1

Netfilx’in Naomi Osaka mini dizi şeklindeki belgeselinin yönetmenliğini Time ve Below Dreams gibi filmlerden hatırladığımız Garrett Bradley üstleniyor. Yapım, dünyanın en iyi tenisçilerinden biri olmak nasıl hissettiriyor? sorusundan yola çıkarak döneminin en yetenekli ve komple atletlerinden olan Naomi Osaka’nın mest eden zaferlerine, zor kararlarına, onu elit ve global süperstar olarak şekillendiren, baskılara göğüs germek zorunda kalan genç bir kadın olarak iç dünyasına odaklanıyor. Osaka, bu projenin kendi isteğiyle hayata geçtiğini söylüyor. “Her şeyden çok insanların empati gücünü hissedebilmelerini ve hayata, belki de özellikle risklerin inanılmaz derecede yüksek hissedilebileceği anlarda risk almaya teşvik edilmelerini umuyorum.”

Üç bölümden oluşan mini dizi Netflix platformunda 16 Temmuz’da gösterime girdi. Bu tarihin LeBron James ile bağlantısı sadece Space Jam: A New Legacy’nin çıkış tarihini paylaşmasıyla sınırlı değil. Lakers’ın ve NBA’in yıldızı James, parke dışında da aktif iş hayatına devam ediyor. Space Jam’in yanına güncel olarak HBO yapımı talkshow TheShop: UnInterrupted programını da ekleyebiliriz. LeBron James, arkadaşı Maverick Carter ile birlikte Naomi Osaka belgeselinin yönetici yapımcılığını üstlenİyor.

Bölümler yaklaşık 30 – 40 dakikadan oluşuyor ve Osaka’nın hayatını üç farklı yönden ele almayı amaçlıyor. İlk bölümde çocukluk yıllarından profesyonel tenis kariyerine doğru ileriliyoruz. Geçimini devam ettirmesi için ailenin kilit rolünü üstlenen annesinin fazla mesaiye kalması bu süreçte Naomi Osaka’yı epey etkilemiş gibi görünüyor. Tenis oynama kararını alırken “Ya şampiyon olacaktım ya da beş parasız.” fikrinden bahsediyor. Öte yandan diğer ailelerin kendisi hakkında olumsuz görüşlere sahip olduğunu anlıyoruz. “Bundan bir şey olmaz.” benzeri cümlelerin altında Haiti’den bir adamla Japonya’dan bir kadının evliliğinden doğan, yokluk içindeki ve kimlik arayışındaki bir çocuğun başarılı olmayı hayal etmesinin anlamsız gelişi var. Ayrıca bölüm boyunca 2019 Amerika Açık serüvenini yeniden yaşıyoruz. Özellikle Coco Gauff’la maçı ve sonrasında yaşananlar Osaka’nın geçmişiyle olan bağını koparmadığını, hatta şimdiki hayatına en iyi şekilde yansıttığını hissettiriyor.

“Sadece annemin mutlu olmasını istiyorum.”

Birinci bölümün sonlarında hobilerinden moda tutkusuna ve Kobe Bryant ile bağına değiniliyor. Bunlar aslında ikinci bölümün ana konuları diyebiliriz. Kendine ait giyim markasını yaratmasının ardından New York Moda Haftası’ndaki neşeli görüntülerini “Biz atletlerin genellikle farklı farklı şeyler giymeye imkanı yok.” cümlesiyle özetliyor. 2020’nin ocak ayına gelindiğinde kötü sonuçlar ve Osaka’nın moralini bozacak gelişmeler kapıda bekliyor. Şampiyonluğunu korumak için çıktığı Avustralya Açık turnuvasında sahneden erken ayrılıyor. Bu vedaya sebep olan isim tanıdık. Bir önceki bölümün konu bütünlüğünün tamamlanmasında önemli rol üstlenen Coco Gauff, Naomi Osaka karşısında görkemli bir zafer elde ediyor. Bu mağlubiyetten sonraki basın toplantısı ve odadaki gergin hava, daha sonraları Osaka’nın Roland Garros ile ilgili kararı hakkında ciddi ipucu veriyor. “Herkesin üzerinde canla başla çalıştığı bir araç gibi hissediyorum. Ve yapmam gereken şeyi yapamadım.” Kaldı ki bana göre belgeselin en başarılı olduğu nokta anlatmaya çalıştığı yere giderken gerekli bağlamı iyi yansıtması. Osaka endişeli, çok endişeli duruyor. Basın mensuplarının sorularına bir şekilde cevap üretmekle kendine karşı dürüst olmak arasında kalmış gibi bir yüz ifadesi var. Hayal kırıklığının şokunu atlatamadan ilham kaynağı Kobe Bryant‘ın ölüm haberini alması Osaka’yı sarsmaya yetiyor. Fed Cup süreci dahil uzun süre etkileneceği yası başlıyor. “Ona çok benziyorum ve onu hayal kırıklığına uğrattığımı hissediyorum. Bu konu hakkında onunla konuşma şansım bir daha hiç olmayacak.”

Son bölümde Naomi Osaka’nın hayranı olduğu ve örnek aldığı birçok sporcu gibi sosyal sorumluluklarının bilincinde olduğu anlatılıyor. Osaka, diğerlerinden farklı ve daha fazla yankı uyandıracak adımlar da atıyor. Çocukluğuyla başlayan konu biraz daha derinleşirken aile bağları ve etnik kökenlerine rastlıyoruz. Osaka’nın Amerikan vatandaşlığını bırakmasına kadar uzayacak olan mesele Japonya’da da bir dönem tartışılıyordu. Hatta bırakın sahiplenmeyi, kabullenmeyen medya ve spor takipçileri vardı. Cincinati’deki yarı finali bırakarak Minnesota’daki protestolara katılan şampiyon tenisçi, ABD’de ortaya çıkan kaosun ve mağdurların dünya çapında ses getirmesi için sporcuların bayrak taşıyanlarından oluyor. 2020 Amerika Açık zaferini polis şiddetine maruz kalarak hayatını kaybetmiş 7 siyahinin adının yazılı olduğu maskelerle çıkarak kazandığı 7 maç üzerinden izliyoruz.

Netflix yapımları, izleyenleri fazla aceleye gelmiş düşüncesine sürükleyebiliyor. Osaka belgeseli de o yapımlardan biri. Genç yaşı ve güncel olması sebebiyle de olabilir, bilmiyorum ama zaten bilgi sahibi olduğumuz meselelerin derli toplu yansıtıldığı sıradan bir belgesel gibi duruyor. Belki 20 yıl sonra daha çok değerlenebilir. Fikirlerimin aksine Bradley’nin hazırlık için 2 sene harcadığı söyleniyor. Yine de tenis dünyasını yakından takip edenler için ufuk açmadığı kesin. Ayrıca Türkiye tarafına bakarsak çeviride ciddi sıkıntılar barındırıyor. Son şampiyonun katıldığı sıradaki turnuva için terimleşen ‘defending champion’ kelime grubunu defalarca ‘savunma şampiyonu’ olarak görmek rahatsız edici. Sonraki bölümde ‘son şampiyon’ olarak doğrusuna denk gelmek ise sanıyorum ne kadar özensiz ve işbirliğinden uzak hazırlandığını gösteriyor. Eleştiriler bunlarla sınırlı değil ama güzel hissettirdikleriyle burayı tamamlamak istiyorum. Farklı lokasyonlar için kullanılan farklı saatler çok beğendiğim filmlerden Night on Earth – Dünyada Bir Gece – sinematografisini anımsattı.

Finali tenis oynamak isteyen çocuklar için yaptığı çalışmalar, ailesi, geçmişi ve özellikle annesiyle olan diyalogları üzerinden yapıyor mini belgesel. Yani başladığı yerde, aile bağlarında bitiyor. NBA son şampiyonu Milwakuee Bucks’ın yıldızı Giannis Antetokoumpo hakkında söylenenler ailesiyle, babasını kaybettiği için en çok annesiyle yakın ilişkisinden söz ederler. Oyun tarzı olmasa da sabır gibi bazı mental olarak güçlü yanları Osaka’nın dostu, idolü Kobe Bryant’ı andırır. Osaka’nın hissettiği baskıyı kaldıramaması beklenmiyor. Kendi hayatıyla ilgili en doğru kararları yine kendisi alacak. Fakat süreç bizi yine bir başarı hikayesine götürebilir. Çünkü bütün insanlar eksik doğar ve hayat, ne olduğu bilinmeyen eksikliğin arayışıyla geçer. Yolda kaybedilenler olabilir. Yine de Giannis’in, Kobe’nin ve Federer’in sahip olduğu sabır ile çalışkanlık benzer şampiyon mantalitesine sahip Naomi Osaka’da da mevcut. Onu yine ait olduğu yerde, önce kortlarda ardından podyumda göreceğimizi umuyorum.


Plase:

Total
0
Shares
Önceki Yazı

67 | Azerbaycan GP

Sonraki Yazı

8 | Oyna Devam

Bunlar da ilgini çekebilir