Serena Williams: Tenise Veda Mektubu

Aşağıda okuyacağınız yazı Serena Williams tarafından Vogue sitesi için yazılmış ve 9 Ağustos 2022’de yayımlanmıştır. Orijinal metne ulaşabileceğiniz link, çevirinin sonunda mevcuttur.

Bu sabah, beş yaşına bu ay girecek olan kızım Olympia ile beraber gideceğimiz Avrupa gezisi öncesi pasaport çıkartmaya gidiyorduk. Arabadayken telefonumdan sevdiği interaktif/eğitici bir uygulamayı kurcalıyordu. Uygulamadaki ses bir soru sordu: İleride ne olmak istiyorsun? Benim dinlediğimi bilmiyordu ama telefona fısıldarken  onu duyabiliyordum, “Abla olmak istiyorum.” 

Serena Williams

Olympia bunu, onu dinlediğim zamanlarda da sürekli söylüyor. Bazen uyumadan önce, ona bir kız kardeş vermesi için Tanrı’ya dua ediyor. (Erkek kardeşte hiç gözü yok) Biz beş kız kardeşiz ve ben en küçükleriyim. Ablalarım benim kahramanlarım, o yüzden onu can kulağıyla dinlemem gerektiğini biliyorum.  

İnanın ki ailem ve tenis arasında tercih yapmak zorunda kalmayı hiç istemedim. Bunun adil olduğunu düşünmüyorum. Bir erkek olsaydım bunu yazıyor olmazdım çünkü eşim ailemizi genişletmenin fiziksel işçiliğini yaparken ben oynamaya ve kazanmaya devam ederdim. Şansım olsaydı Tom Brady gibi olabilirdim. Yanlış anlaşılmak istemem; kadın olmayı seviyorum ve Olympia’ya hamile olduğum her anı ayrı sevdim. Hamile olduğum süreçte hamile olmaya bayılan, hastaneye gideceği güne kadar çalışmaya devam eden sinir bozucu tiplerdendim. Diğer yandan bazı şeyler çığırından çıkmıştı tabii. Neredeyse imkânsız bir şeyi başarmıştım; 2017 Avusturalya Açık’ta şampiyon olduğumda iki aylık hamile olduğumu çoğu insan fark etmemişti. Bu ay 41 yaşı deviriyorken artık bir şeyleri bırakma vakti geldi.  

Ne yalan söyleyeyim tenisi bırakmak istemiyorum. Benim için adeta bir tabu. Konusu açıldığında ağlamaya başlıyorum. Bu konuda açıkça konuşabildiğim tek kişi sanırım terapistim.  

Oldum olası emeklilik lafından hiç hoşlanmadım. Benim gözümde çağ dışı bir kelime. Ben bunu daha çok dönüşüm olarak düşünüyorum. Kullandığım kelime üzerine hassas davranmak istiyorum çünkü bu kelime kimi insanlar için çok özel ve önemli olabilir. Belki de tasvir etmek için seçilecek en iyi kelime gelişim olacaktır. Bugün burada hayatımda değer verdiğim şeyler için tenis kariyerimden başka bir kariyere yöneldiğimi söylemek istiyorum. Birkaç yıl önce sessizce Serena Ventures adında bir girişim şirketi kurmuştum. Hemen ardından bir aile kurdum ve şimdiyse ailemi genişletmek istiyorum. 

Yine de ne kendime ne de bir başkasına tenisi bırakmak zorunda olduğumu itiraf etmek istemiyordum. Eşim Alexis ile bile güç bela konuştum; dediğim gibi bu konu benim için bir tabu. Bu konuyu annem babamla dahi konuşamıyorum. Sanki dillendirmediğim sürece bundan kaçabilirmişim gibi. Konusu açıldığında boğazım düğümleniyor; ağlamaya başlıyorum. Bu konuyu açıkça konuşabildiğim tek kişi terapistim! Bu konuyu hiç de güzelleme yaparak anlatamayacağım. Biliyorum, birçok insan emekliliği dört gözle bekliyor. Keşke ben de öyle hissetsem. Geçen mart, sporu bıraktığında Ashleigh Barty dünya bir numarasıydı ve onun yoluna devam etmeye hazır olduğuna inanıyorum. Aynı şekilde, en yakın arkadaşlarımdan biri olan Caroline Wozniacki 2020’de emekliliğe ayrılırken büyük bir rahatlama hissetmişti.  

Serena Williams

Bu insanları takdir ediyorum ama dürüst olacağım. Bu konuda mutlu olunacak bir şey göremiyorum. Belki de alışılmışın dışında bir söyleyiş olacak fakat ben büyük bir acı duyuyorum. Hayatta düşünebileceğim en zor şey buydu. Nefret ettim… Bu hayati kararı vermek zorunda olmaktan nefret ettim. Sürekli kendime keşke daha kolay olsaydı diyorum fakat öyle değil. İçim paramparça. Bitmesini istemiyorum ama aynı zamanda bir sonraki adıma da hazırım. Dergi yayımlandığında bu gerçekle nasıl yüzleşeceğimi bilmiyorum. Bunun sadece tenis oynamak isteyen Kaliforniya, Compton’lı küçük siyah kızın hikâyesinin artık sona erdiğini bilerek nasıl okuyacağımı bilmiyorum.  

Bu spor bana çok şey kattı. Kazanmayı, savaşmayı, insanları eğlendirmeyi seviyorum. Her sporcunun bu şekilde baktığından emin değilim ama insanları her hafta eğlendirebilmeyi seviyorum. Hayatımda en mutlu olduğum anılarını Melbourne’deki giriş koridorunda beklerken ya da Rod Laver Arena’da kulaklıklarım takılı odaklanmaya çalışırken, aynı zamanda kalabalığın sesini bastırıp onların enerjisini hissederken biriktirdim. Arthur Ashe Stadyumu’nda gece maçlarında… Set puanında ace attığımda… 

Şimdiye kadar tüm hayatım tenisten ibaretti. Babam, raketi elime ilk defa aldığımda üç yaşımda olduğumu söylüyor ama ben daha önceden olduğunu düşünüyorum. Venus’ın beni bir bebek arabasında tenis kortuna ittiği bir fotoğraf var ve orada 1,5 yaşından daha büyük görünmüyorum. Sabırlı ve zarif bir insan olan Venus’ın aksine ben hiçbir zaman duygularını saklayabilen birisi olamadım. Hatırlıyorum da anasınıfında yazı yazmayı öğreniyorduk ve mükemmel yazamadığım için gece boyunca ağlamıştım. Bu konu yüzünden kendimi perişan etmiştim. Silip silip baştan A harfini yazardım, annem de gece boyu ablalarım uyurken benim ayakta kalmama bir şey demezdi. Ben hep böyleydim. Hep en iyisi olmak, mükemmel olmak istedim. Mükemmel diye bir şeyin olmadığını biliyorum ancak benim mükemmelim her neyse onu ulaşmadan durmak istemedim.  

Serena’nın özü nedir diye soracak olursanız, kendinden en iyisini ummak ve insanlara hatalı olduklarını göstermek derim. Sırf sinirlendiğim ya da birileri beni yok saydığı için kazandığım onca maç var. Beni hırslandıran şey bu öfkeydi. Tüm sinirimi stresimi kullanarak ortaya iyi bir kariyer inşa ettim. Ablam Venus bir keresinde eğer birisi sana bir şeyi yapamayacağını söylüyorsa kendisinin yapamayacağındandır demişti. Ben yine de yaptım. Siz de yapabilirsiniz.  

Serena Williams

Kral Richard filmini izlemişseniz az çok biliyorsunuzdur; küçükken teniste pek de iyi değildim. Venus’ın benden önce sahip olduğu tüm fırsatlar beni sinirlendiriyordu fakat bu bana yardımcı oldu; beni daha çok çalışmaya, vahşi bir savaşçı olmaya itti. Venus’la, turnuvalara giderdim gezerdim, antrenman arkadaşı olurdum ve tabloda boş yer varsa oynardım. Dünyanın her yerinde onu takip ettim ve izledim. Maçı kaybettiğinde sebebini anlar, aynısının başıma gelmemesi için dikkat kesilirdim. Bundan dolayıdır ki sıralamada çok çabuk yükseldim. Benim zor yoldan öğrenmeme gerek kalmamıştı. Kendim kaybetmeden önce Venus’ın kaybettiklerinden öğrenmiştim çünkü. Sanki onun maçlarını da oynuyormuş gibiydim. Taklit etmekte ustayımdır. Çocukken Pete Sampras’ı taklit etmeye çalışırdım. Sonra Monica Seles’i sevdim ve onun oyununa çalıştım. İzledim, dinledim sonra da saldırdım. Yine de Venus’ın gölgesinde yetişmemiş olsaydım bugün olduğum kişi olamazdım. Birisi benim sadece Venus’ın  küçük kardeşi olduğumu söylediğinde işler benim için ciddiye binmişti.  

Tenis oynamaya Amerika Açık kazanma hedefiyle başlamıştım. Ondan sonrasını düşünmemiştim. Sonra kazanmaya devam ettim. Martina Hingis’in Grand Slam sayısını geçtiğimi hatırlıyorum. Sonra Seles’inkini. Sonra tüm sporlarda cinsiyet eşitliği konusunda öncü ve benim için büyük ilham kaynağı olan Billie Jean King’inkini. Sonrasında Chris Evert-Martina Navratilova gibi büyük insanların seviyesine ulaştım. 1968 öncesi, Marget Court’un “açık dönem” başlamadan önce elde ettiği 24 Grand Slam rekorunu geçemediğim için Tüm Zamanların En İyisi olmadığımı söyleyen insanlar var. O rekoru istemiyorum desem yalan olur. Tabii ki de istiyorum. Her Allah’ın günü onun hakkında düşünmüyordum tabii ama Grand Slam finalindeysem o rekor aklıma geliyordu. Belki de rekoru kafaya çok takıyordum ve bu yardımcı olmadı. 30 üzeri Grand Slam kazanmalıyım diye düşünüyordum. Hamilelik arasından döndüğümde bu şansım vardı. Sezaryenden ikinci bir pulmoner emboliden Grand Slam finaline geçtim. Emziriyorken de oynadım, doğum sonrası depresyonunda da oynadım ama yine de başaramadım. Başarmalıydım, başarabilirdim, başarırdım. Korta, başarabileceğime ya da başaracağıma emin olarak çıkmadım.  23 kez kazandım ama bu da bir şey. Hatta büyük bir şey. Ancak bu günlerde tenis kariyerimi geliştirmek ile ailemi kurmak arasında seçim yapmak zorunda kalırsam ailemi seçerim. 

Serena Williams

Kariyerimin başındayken çocuk sahibi olacağımı hiç düşünmemiştim. Bu sorunlarla dolu dünyaya bir çocuk getirmek isteyip istemediğimi sorguladığım zamanlar oldu. Bebeklerleyken hiçbir zaman özgüvenli ya da rahat hissetmedim. Çevremde bu dünyaya bir bebek getirsem 7/24 onunla ilgilenecek insanlarla dolu olduğunu sonradan fark ettim.  Etrafımda bana destek olan bir sürü insan var. Aslında oldukça ilgili bir anneyim. Eşim de benim aşırı ilgili olduğumu söyleyecektir. Geçen beş yılda, Olympia ile ayrı kaldığımız tek bir gün var. Geçen yıl dizardı kirişi sakatlığımın iyileşme sürecindeyken onu haftada dört ya da beş gün okuldan almaya ben gidiyordum ve okuldan çıktığında onu beklediğimi gördüğünde gülümseyip bana doğru yürümesini iple çekiyordum. Gerçek şu ki, söz konusu Olympia olduğunda hiçbir şey bir fedakârlıkmış gibi gelmiyor. Her şey mantıklı geliyor. Ona nasıl bağcık bağlayacağını, nasıl okuyacağını, bebeklerin nereden geldiğini ve Tanrı’yı öğretmek istiyorum. Aynı annemin bana öğrettiği gibi. Şu sıralar her ay farklı bir şey yapıyoruz. Olympia son zamanlarda yemek programları izlemeyi sevdiği için beraber izliyoruz. Oyun hamurlarıyla yemek yapıp ve eğleniyoruz. Yerden yüksek oyununu çok seviyor, bu oyunda yere dokunmamak için her şeyi yapıyorsunuz. Ben de oyun için spor ekipmanlarımı kuruyor, kutuları ve ağırlıkları ayarlıyorum, tıpkı bir parkur gibi. O ne severse ben de onu seviyorum. 

Serena Williams

Tenis ile her ne kadar eğleniyor olsam da hep bir şeylerden taviz vermem gerekiyordu. Daha gençken, çocukların eğlendiğini görürken, onların yaptıkları şeyleri yapmak isterdim ama tenis kortunda olmam gerekirdi. Bir gün bunun karşılığını alacağımı umuyordum. Buna beni ailem sürükledi. Şimdilerde ebeveynler “Çocuklarınızın ne yapmak istediklerine kendileri karar versin.” gibi şeyler söylüyor fakat beni buraya bu düşünce getirmedi. Ben sıkı çalışmayla ve kurallara bağlılığımla buraya geldim. Ben de Olympia’yı sürüklemek istiyorum ama tenise değil; ilgisinin olduğu herhangi bir şeye. Aşırıya da kaçmamak lazım tabii, hala bu dengeyi kurmayı öğrenmeye çalışıyorum. 

Benim hayatımdaki denge ise yavaş yavaş Serena Ventures’a doğru kaymaya başladı. Her zaman ben bir süngerim derim. Gece yatar kendimi sudan arındırırım, böylelikle yeni bilgilere yer açarım sonraki gün elimden geldiğince bilgi edinebilirim. Her sabah alt kattaki ofisime inip yatırım yapabileceğimiz şirketlerle Zoom toplantılarına katılmak ve onları gözden geçirmek için can atıyorum. Yaşadığım eyalet Florida’dan Teksas ve Kaliforniya’ya kadar dağılmış altı kişiden oluşan küçük ama gelişen bir şirketiz. Yatırım yapmaya dokuz yıl önce başladım, ilk zamanlarda yaptığım bir tohuma ya da bir düşünceye yatırım yapmak olsun bir ürüne dönüşen bu işe her yönüyle aşık oldum. MasterClass için imzalanan ilk çeklerden birini imzaladım. MasterClass; Tonal, Impossible Foods, Noom, Esusu ve dahasıyla birlikte Serena Ventures’ın yatırım yaptığı, 16 Unicorn’dan yani, değeri 1 milyar doları aşan şirketten biri. Bu yıl bankalardan, özel şahıslardan ve aile ofislerinden 111 milyon dolarlık dış finansman sağladık. Portföyümüzün yüzde yetmiş sekizi, kadınlar ve beyaz olmayan insanlar tarafından kurulan şirketlerden oluşuyor çünkü biz buyuz. Öte yandan eşim beyaz ve herkesi dahil edici olmak benim için önemli. Serena Ventures, yakın zamanda ilk erkek çalışanını işe alana kadar tamamen kadınlardan oluşan bir şirketti. Çeşitlilik sağlamak adına atılmış bir adımdı bu. 

Serena Williams

Birkaç yıl önce bir konferansta, JPMorgan Chase tarafından düzenlenen ve Jamie Dimon ile Clear güvenlik şirketinin CEO’su Caryn Seidman-Becker arasında konuşma yaşandı. Caryn, tüm girişim sermayesi parasının yüzde 2’sinden azının kadınlara gittiğini açıkladı. Yanlış bir anlaşılma olduğunu, bu sermayenin yüzde 98’inin erkeklere gitmesinin imkânsız olduğunu düşündüm. Daha sonra ona tekrar sordum ve o da onayladı. O zaman anladım ki bana benzeyen birinin büyük çekleri yazmaya başlaması gerekiyor. İnsanlar birbirinden etkilenir. Erkekler birbirlerine büyük çekler yazıyorlar ve bizim bunu değiştirmemiz için benim gibi düşünen daha çok insanın o pozisyonda olması ve kısır döngüyü kırıp kendi paralarını geri alması gerekiyor. Caryn ve Sheryl Sandberg’e ve bana akıl hocalığı yapan diğer kadınlara çok minnettarım. Size inanan, sizi daha büyük düşünmeye iten ve daha da büyüten kadınların etrafınızda olması önemlidir. 

Benim sayemde kadın sporcuların kendileri olabileceğini düşünmek istiyorum. Kalıpları yıkarak oynayabilir, yumruklarını sıkabilirler. İstediklerini giyebilir, istediklerini söyleyebilir, diğerlerinin kıçını tekmeleyebilirler ve bununla gurur duyabilirler. 

Geçen yıl, Alexis ve ben başka bir çocuk sahibi olmaya çalışıyorduk. Son zamanlarda doktorumdan içimi rahatlatan ve ne zaman hazır olursak ailemize bir üye daha ekleyebileceğimizi işaret eden bazı bilgiler aldık. Bir sporcu olarak kesinlikle tekrar hamile kalmak istemiyorum. Tenis oynarken aklım başka yerlerde olmamalı; ya hep ya hiç olmalıyım.  

Bu bahar, yedi ay aradan sonra ilk kez korta geri dönmek için can atıyordum. Arkadaşım Tiger Woods ile konuştum, ona tenis kariyerim için tavsiyesine ihtiyacım olduğunu söyledim. “Ne yapacağımı bilmiyorum: Belki de artık benden geçmiştir.” dedim. Tiger, benim de onun gibi bir canavar olmam gerektiği konusunda kararlıydı. “Serena, formuna dönmek için kendine iki hafta versen ne olur? Kendini hiçbir şey için zorlamak zorunda değilsin. İki hafta boyunca her gün korta çık ve her şeyini ver ve ne olduğunu gör.” dedi. “Tamam, bunu yapabilirim” dedim ama yapmadım. Bir ay sonra denemeye karar verdim. Raketi tekrar tutmak büyüleyiciydi. Ve iyi oynuyordum. Hakikatten iyiydim. Wimbledon ve ondan sonra Amerika Açık oynamak konusunda kararsızlıklar yaşadım. Dediğim gibi, tüm bu gelişim olayı benim için kolay olmadı. 

Serena Williams

Özellikle mirasım hakkında düşünmeyi sevmiyorum. Bana çok soruluyor ve tam olarak ne diyeceğimi bilemiyorum. Fakat kadın sporcuların bana tanınan fırsatlar sayesinde sahada kendileri olabileceklerini hissettiklerini düşünmek istiyorum. Kalıpları yıkarak oynayabilir ve yumruklarını sıkabilirler. Aynı zamanda hem güçlü hem de güzel olabilirler. İstediklerini giyebilir, istediklerini söyleyebilir, diğerlerinin kıçını tekmeleyebilir ve bununla gurur duyabilirler. Kariyerimde birçok hata yaptım. Hatalar deneyim kazanmak için vardır ve ben böyle anları hoşgörü ile karşılıyorum. Mükemmel olmaktan çok uzağım, çok eleştiri aldım ve çok zor zamanlar geçirdim. Bunların boşa olmadığını, gelecek neslin çok daha kolay atlatabilmesi için profesyonel bir tenisçi olarak zor zamanlar geçirdiğimi düşünmek istiyorum. Umarım ilerde insanlar beni tenisten daha büyük bir şeyi simgeleyen biri olarak düşünürler. Sadece bir sporcudan çok daha fazlası olduğu için Billie Jean’e hayranım. Şöyle olmasını isterdim, “ Serena şöyle iyiydi, böyle bir insandı ve slamlar kazanan harika bir tenisçiydi.” 

Ne yazık ki, bu sene Wimbledon’ı kazanmaya hazır değildim. New York’ta kazanabilir miyim onu da bilmiyorum. Yine de deneyeceğim. Hazırlık turnuvaları eğlenceli olacak. O gün Londra’da Margaret’ın Grand Slam sayısını yakalayacağıma, sonra belki onun rekorunu New York’ta kırabileceğime ve kupa töreninde “Benden bu kadar!” diyebileceğime dair taraftar fantezisi olduğunu biliyorum, anlıyorum. Yine de sahada törensel, son bir an beklemiyorum. Veda etmekte berbatım ve bunu yazmak bile yeterince kötü. Ama şunu bilmenizi isterim: Size kelimelerle ifade edebileceğimden çok daha minnettarım. Beni pek çok galibiyete, pek çok kupaya taşıdınız. Tenis oynayan o kız halimi ve sizi çok özleyeceğim. 

Yazının orijinal metni için tıklayınız.


Plase:

Total
0
Shares
Önceki Yazı

Allen Iverson: Sevgili Kobe

Sonraki Yazı

Dövüşmek İçin Doğmak: Milyonluk Bebek

Bunlar da ilgini çekebilir