Umberto Eco: Bir Futbol Filozofu

“Daha az siyasal tartışma ve daha çok eğlence sosyolojisiyle meşgul olmak belki de en iyisi. Hiçbir öğrenci hareketinin, hiçbir kent ayaklanmasının ve hiçbir küresel protestonun ya da yapılabilecek herhangi bir şeyin asla gerçekleşemeyeceği bir şey vardır: Bir pazar günü futbol maçı varken devrim yapmak mümkün mü?” Umberto Eco

Futbol nedir? Kimlere neler vaat eder? Futbol gerçekten bir kültüre sahip midir? Daha da ötesi futbolun bir pedagojisi var mıdır? Bütün bu soruların cevapları için Umberto Eco’nun futbola olan bakış açısını bilmenin önemli olduğunu düşünenlerdenim. Futbol sadece bir oyun mu? Şayet öyleyse neden uğruna insanlar ölüyor? Savaşlar çıkıyor? Umberto Eco her şeyden önce futbolu bir kültür nevrozu olarak okuyor.

Emberto Eco, bir gösteri olarak futbolla dini aynı kefeye koyar. Eco, futbolla din arasındaki benzerliği aidiyet ve sorgusuz iman (dogmatizm) bağlamında şöyle tanımlar: “Taraftarlık ve imanın yan yana kullanılması anlamlıdır. Çünkü yenmek ve yenilmek kavramlarının iç içe olduğu bir oyunda taraftarların bağlılığını sürdürmesi için tam bir imana gereksinimi vardır. Bu iman sayesinde hem kendine sığınacak bir alan bulur, ki bu alanda yalnız olmayacak hem güçlü bir kulübün çatısı altında hem de kendisiyle aynı emeli paylaşan grupla bir arada olacaktır.” [1]

Futbolun olmazsa olmazı olarak görülen taraftarları ümitsiz seks manyakları gibi her Pazar futbola sahip olmak zorunda olan kişiler olarak yorumlayan Umberto Eco’nun futbolun günümüzün en yaygın dini ve batıl inancı olduğunu söylemesi ilginç bir ihtiva barındırmaktadır. Aynı zamanda Eco’nun futbol seyircilerini seks manyakları olarak tanımlaması da futbolun cinsellikle belirli bir izdüşüm kurgulamasından dolayıdır. [2]

Umberto Eco’ya göre spor, insan ve toplumdur. Futbol aslında bir yaşam tarzı değil, sadece bir oyun olmalıdır. Aksi takdirde insanlık bu oyunu yönetenlerin elinde acı çekmeye devam edecektir. Eco’nun “Dünya Kupası ve Görkemi” başlıklı muhteşem bir makalesi bulunmaktadır. Eco yazısında asil bir spor olarak gördüğü futbolun kendisini hiç sevmediğinden bahseder. Bunun başlıca sebebi futbola karşı yeteneksiz oluşudur. Erken çocukluk döneminde oyun arkadaşları tarafından yeteneksizliği sebebiyle dışlanmış biridir Eco. Futbol, yaşantısının ilk zamanlarında kendisini yaşıtlarından daha yetersiz hissetmesine sebep olmuştur. Yaşadığı olay travmaya dönüşmüş ve hayatında ilk kez Tanrı’nın varlığından şüphe duymasına neden olmuştur. Dünya onun gözünde anlamsız bir kurmaca olmuştur.

“Küçüklüğümden beri topa dokunur dokunmaz onu kendi kalelerine ya da en iyi ihtimalle karşı tarafa fırlatan, diğer zamanlarda da büyük bir inatla sahanın dışına, çalıların ve parmaklıkların ötesine yollayan, mahzenlerde, derelerde veya dondurmacının tezgahında yok etmeyi başaran çocuklardan biriydim.”

Umberto Eco

5 Ocak 1932 tarihinde İtalya’da dünyaya gelen Umberto Eco, 1950’li yılların başlarından itibaren Carriere della Sera gazetesi ve L’Espresso dergisinde yazılar yazmaya başlar. Dergide onca yazar dururken editörlerin Dünya Kupası’nı yorumlaması için ona görev vermesi futbol geçmişi kötü olan biri için şaşırtıcı gelebilir. Ancak Eco’nun o kadar güçlü bir kalemi vardır ki ayaklarının yapamadığını telafi etme şansını eline geçirir. 1954’ten 1959 yılına kadar İtalyan Radyo ve Televizyon kanalı RAI’de kültür editörü olarak görev yapıp 1959-1961 yılları arasında IL Verri adlı edebiyat dergisinde denemeler yazan Eco’yu ayrıca bir göstergebilimci, roman yazarı ve kültür eleştirmeni olarak tanımlayabiliriz.

Umberto Eco

Futbol üzerine yazdığı onlarca makale bulunan Eco’yu futbolun kültürü üzerine araştırma yapan herkesin çok iyi analiz etmesi gerekir. Umberto Eco “Sports Chatter (Spor Gevezeliği)” başlıklı yazısında futbol stadyumlarını manevi ve ideolojik bağımlılıkları önemsiz kılan kutsal bir mekan olarak betimler. Hangi görüşten hangi inanıştan olursa olsun farklı düşüncede insanları aynı amaç uğruna bir araya toplayan nadir mekanlardan biridir stadyumlar. “How Not to Talk About Football (Futbol Hakkında Nasıl Konuşulmaz)” başlıklı derlemesinde ise futbol hakkında konuşmak istemeyen birisiyle konuşan bir futbol taraftarının yol açtığı durumu göstergebilimsel boyutlarıyla ele alır. Bir başka yazısında futbolun dünyada politikanın tutması gereken yeri aldığını iddia eden Umberto Eco sporun futbol kültürü aracılığı ile siyasete dönüştürüldüğünü iddia ederek buna “sporun kübü” adını verir. Eco, bunca olumsuzluğa rağmen futbolu tüm faziletlerinin farkında olduğu asil bir spor olarak görür ancak futbol fanatiklerinden pek haz etmediğinin altını kalınca çizer.

“Futbola karşı değilim. Milano’daki tren garının bodrumuna inip geceyi neden orada geçirmiyorsam (ya da akşam saat altıdan sonra New York’taki Central Park’ta neden dolaşmıyorsam) stadyumlara da o nedenden gitmiyorum, ama eğer fırsat çıkarsa televizyonda iyi bir maçı ilgiyle ve keyifle seyrederim, çünkü bu soylu sporun meziyetlerini bilirim ve takdir ederim. Ben futboldan nefret etmem. Futbol hastalarından nefret ederim. Lütfen beni yanlış anlamayın. Futbol hastalarına karşı olan duygularım, Lombardia Birliği’ndeki yabancı düşmanlarının Üçüncü Dünya ülkelerinden gelen göçmenlere karşı duyduklarıyla aynı. “Bu adamlar yuvalarından çıkmadığı sürece ırkçı olmam.” Buradaki “yuva” sözcüğüyle hem bu adamların hafta içinde toplanmaktan hoşlandıkları yerleri (barlar, oturma odaları, kulüpler) hem de stadyumları kastediyorum, ama bu saydığım yerlerde olup bitenler beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Üstelik Liverpoollu futbol hastalarının gelmesi de benim açımdan bir kat daha iyi, çünkü o zaman haberleri okuyup eğlenebiliyorum, sirk gelecekse bari biraz kan dökülsün. Futbol hastalarından hoşlanmıyorum, çünkü bu adamların tuhaf bir kusurları var; karşısındakinin neden futbol düşkünü olmadığını bir türlü anlayamaz ve sanki siz de futbola meraklıymışsınız gibi konuşur da konuşur. Ne demek istediğimi tam anlatabilmek için bir örnek vereceğim. Ben flüt çalarım (Luciano Berti’nin halkın arasında söylediği gibi gitgide kötüleşiyormuşum, ama böyle bir Büyük Usta’nın beni yakından izlemesi doğrusu büyük mutluluk.) Şimdi trende bir kompartımanda olduğumu varsayın, sohbet olsun diye karşımda oturan beyefendiye, “Frans Brüggen’in son CD’sini dinlediniz mi?” diye soruyorum. İşte. Ne demek istediğimi anladığınıza eminim. Zavallı yol arkadaşım imdat kolunu çekerse onu anlayışla karşılayacağınıza da eminim. Ne var ki aynı şey futbol hastası konusunda da oluyor. Üstelik bu futbol hastası bindiğiniz taksinin sürücüsüyse içinde bulunduğunuz durum özellikle güç olur.”

Umberto Eco, Somon Balığıyla Yolculuk

Eco 1968 Mexico City Olimpiyat oyunları için “Meksika hükümeti ve Başkan Avery Brundage dünyadaki tüm televizyon ağlarıyla anlaşarak bazı entrikalar çevirse, Olimpiyatlar vuku bulmasa, ama uydurma görüntülerle saat başı ve günlük olarak vuku bulmuş gibi anlatılsaydı, ne uluslararası spor sisteminde bir şey değişirdi, ne de spor tartışmacıları kendilerini aldatılmış hissederlerdi.” [3] yorumunu yapar.1978 yılında Kızıl Tugaylar terörüne karşı ateş püsküren endişe ortamında yazdığı “The World Cup and its Pumps”ta Aldo Moro’nun kaçırıldığı ve siyasal terörizmin zirve yaptığı bir süreçte Arjantin’deki Dünya Kupası’nı mahkum eder. Ülkede Dünya Kupası ile insanların dikkatinin başka yere çekildiğini belirtir.

“Futbol, reddedilmişlerin saldırgan enerjilerini ve isyan etme dürtülerini tatmin ettikleri bir ayindir; reddedilmişler her türlü büyüyü ve sihri yapıp bütün dünyaların tanrılarından rakip takımın beklerini öldürmelerini isterler; ama bu arada, onları coşkulu bir esriklik içinde tutarak gerçeklerden koparmak isteyen kurulu düzenin hiç farkında değillerdir.”

Umberto Eco için spor etkinlikleri iki kategoriye ayrılır. Birincisi sağlık ve eğlence için yapılan, diğeri ise yarışma ve para için yapılandır. Günümüzde başta futbol olmak üzere endüstri haline gelen sporun son halini pek de değiştirme şansımız yok ama sporseverler olarak belki sporu siyasetten uzak tutabilmeyi başarırız. 19 Şubat 2016’da kaybettiğimiz Umberto Eco da eminim bunu başarabilmeyi çok isterdi.

KAYNAKÇA

[1] Kazmaz, Remzi, Ekim 2019, Futsol, Favori Yayınları, Ankara

[2] Öztürk, Anıl, Mart 2021, Futbolun Felsefesi, Amadeo Yayınları, İstanbul

[3] Trifonas, Peter Pericles, Nisan 2004, Umberto Eco ve Futbol, Everest Yayınları, İstanbul


Plase:

Total
0
Shares
Önceki Yazı

Sebastian Vettel: Parlak Mavi Silik Kırmızı

Sonraki Yazı

Lebron James ve Mirası

Bunlar da ilgini çekebilir