Allen Iverson: Sevgili Kobe

Aşağıda okuyacağınız yazı Allen Iverson tarafından theplayerstribune sitesi için yazılmış ve 24 Ağustos 2020’de yayımlanmıştır. Yazıdaki görseller, orijinal haline duyduğumuz saygı sebebiyle aynen kullanılmıştır. Orijinal metne ulaşabileceğiniz link, çevirinin sonunda mevcuttur.

*Kapak fotoğrafı: JESSE D. GARRABRANT / NBAE VIA GETTY IMAGE

Sevgili Kobe, 

Bu zor olacak ama içimi dökmem gerekiyor. Sahneyi bana ve Kobe’ye bırakın. 

Son bir kez Chuck ve Kobe’yi serbest atış çizgisinde yalnız bırakın. 

Kobe Bean Bryant… 

Dostum. 

Henüz 18 yaşında olmana rağmen Black Jesus’a (ÇN: Michael Jordan) kafa tutuşunu ilk gördüğümde senin gözü kara olduğunu fark etmiştim. İşte o zaman ilerde bir basketbol efsanesi olacağını anlamıştım. O maçta Mike’a zor anlar yaşattın. Korkusuzca oynadın. Yıllar içinde karşılaştığımız maçlarda verdiğin mücadeleden senin dişli bir oyuncu olduğunu zaten biliyordum. Ama Black Jesus’a o şekilde kafa tuttuğunu gördüğümde kafa adam olduğunu anlamıştım. 

Farklı koşullarda büyümüş olabiliriz ama sahada canını dişe takarak oynadığını görünce aynı mantaliteyle büyütüldüğümüzü fark ettim. Uzun değildim ama her karşılaşmada devleşeceğimi biliyordum. Sen ise 1.98’din, gözlerin kapalıyken bile sayı atabilirdin. Ama bu senin için yeterli değildi. Sen tüm zamanların en iyisi olmak istiyordun. 

Herkes en iyi olmak istediğini söyler. Ancak herkes, bunu başarmak için gerekli fedakarlıkları yapmaya yanaşmaz. 

Allen Iverson Kobe

Çaylak yılımızda ilk kez Los Angeles’a geldiğim zamanı hatırlıyor musun? Beni otelden almıştın. Bir şeyler yemek için dışarı çıkmış, daha sonra ne yapacağımı sormuştun. 

Gece kulübüne gideceğimi söylemiştim. Hadi ama dostum, Los Angeles’tayız! Tabii ki gece kulübüne gideceğim Kobe.  

Peki sen ne dedin? 

“Spor salonuna geri döneceğim.” 

Basketbol tarihinde hakkında anlatılan hikayelerin doğru olduğu muhtemelen tek adamsın. Mamba mantalitesi uydurma değildi dostum. Kendine karşı çok acımasızdın. Gecenin ikisinde üçünde nerede olduğunu bilirdik. 

Biz ikimiz sanki basketbol maçına değil de meydan savaşına çıkıyorduk. Ama birbirimize düşman değildik. Aramızda hiçbir sorun yoktu. Bu tıpkı, ağır sıklet dövüşçülerinin birbirlerini fena halde benzetip maç bittiğinde birbirlerine sevgi ve saygıdan başka bir şey göstermemeleri gibiydi. Rekabetten kuvvet doğar, dolayısıyla daha iyi olmak için birbirimize ihtiyacımız vardı. Prince’in Mike’a ihtiyacı olduğu gibi Mike’ın da Prince’e ihtiyacı vardı. Tıpkı Tyson’ın Holyfield’a, Holyfield’ın da Tyson’a ihtiyacı olduğu gibi. 

Herkes şunu söyleyebilecek birine ihtiyaç duyar: Demek en iyi sensin ha? İşe bak, ben de en iyiyim. 

Rekabetten kuvvet doğar dolayısıyla daha iyi olmak için birbirimize ihtiyacımız vardı. Tıpkı Prince’in Mike’a; Mike’ın da Prince’e ihtiyacı olduğu gibi. 

İtiraf etmeliyim ki en iyi sendin. Bu oyunda gördüğüm en sağlam adamdın; ayrıca, gördüğüm en yetenekli oyuncu ve de en çetin rakip. Çaylak yılımızda, Garden’da Knicks’e attığım 35 sayının videosunu izleyip sinirden otel odandaki her şeyi kırıp döktüğünü ve sonrasında CIA ajanı gibi beni araştırdığını duymuştum. “BANA ALLEN IVERSON’IN DOSYASINI GETİRİN.” falan dediğine de adım gibi eminim. Kesin, büyük beyaz köpekbalıklarının Pasifik Okyanusu’ndaki fokları nasıl avladığını falan da araştırmışsındır. 

Bu hikâyeyi sevmemin nedeni gerçeği yansıtması. Aramızdaki ilişki tam olarak böyleydi. Birbirlerini mükemmel olmaya iten iki adam. Philly’deki bir dahaki karşılaşmamızda formamın içinden çıkacak gibiydin, senden kurtulmak çok zordu. İlk adımlarda %100’ümü vermem gerekiyordu. Boyun 1.98’di ve beni savunmaya ant içmiştin.  Bana meydan okumak ve bu oyunu oynamış gelmiş geçmiş en anasının gözü oyuncu olduğunu göstermek istiyordun. 

Bense, Kobe Bryant’la ASLA aşık atmak istemiyordum!!!!! 

Aklımı peynir ekmekle yemedim!!!!!! 

Andrew D. Bernstein / NBAE via Getty Image

Seni durdurmaya çalışmayacaktım. Hiç kimse seni durduramaz. Sen KOBE’ydin ve her ne olursa olsun, orada ne yapmak istersen onu yapacaktın çünkü çok yetenekli bir skorer ve savunma deliciydin… Şimdiyse, senden geçmiş zamanda bahsediyorum ve hala bunu hazmedebilmiş değilim. 

Buna hala inanamıyorum. 

Sen benim dostumdun

2001 finallerinde, tıpkı gladyatörler gibi çarpışmıştık. Bazılarının asla anlayamadığı şey de tam olarak bu. Aramızdaki bu mücadele birbirimize düşmanlık ya da kin duymamızdan değildi; hayranlıktandı, sevgidendi

Serbest atış çizgisinde bir yandan sırıtıp bir yandan da birbirimize laf atarken çekilmiş kaç fotoğrafımızı gördüğümü sana anlatamam. 

Bir insan nasıl 33 sayı ortalamasıyla oynamasına rağmen en çok sayı atan oyuncu olamaz ha? 

Böyle devam edersen nasıl 35 sayı ortalaması yapacaksın dostum? 

Neden bana öyle davranıyordun? 

Çünkü sen böyle biriydin. Çünkü sen Kobe Bean Bryant’dın. Çünkü sen tam bir devdin. Muhtemelen attığım sayıları her gece SportsCenter’da izliyordun ve kendi kendine “41 sayı ha?  Bir dahakine 43 sayı atayım da gör bakalım, Chuck.” falan diyordun. 

Her zaman kendime güvendim. Yapabileceklerimi biliyordum. Ben bir skorerdim. Kazanmak benim işimdi. Her şeyi bildiğim şekilde yaptım. Evet, bazı maçlar kazandım ama sen bir şampiyondun. Şampiyonluk yüzüklerin var. Hem de azımsanamayacak kadar. Dünyanın her yerinde seviliyordun ve tabii benim evimde de durum aynıydı. En büyük kızım Kobe Bryant hayranıydı. Beni yanlış anlama, hep babasının kazanmasını istiyordu ama bir yandan da Kobe’nin hepimizin tozunu attırmasını diliyordu. 

Kobe x Adidas tasarımı ayakkabılar çıktığında çocuklarım, o ayakkabılardan almam için başımın etini yemişti. 8 ve 24 numara formalarını giyiyorlardı çünkü sen onların kahramanlarından biriydin. Ve bu konuda dürüst olmam gerekirse sen, benim de kahramanımdın. Yaş olarak benden küçük olsan da bu spora neler kattığını, bu spor için nelerden vazgeçtiğini gördükçe sana hayranlık duymaya başladım. 

Serbest atış çizgisinde bir yandan sırıtıp bir yandan da birbirimize laf atarken çekilmiş kaç fotoğrafımızı gördüğümü sana anlatamam.  

Ne zaman biri “Tüm zamanların en iyisi kim?” diye sorsa ne yalan söyleyeyim her zaman M.J. 1 numaradır derim. Senin de aynısını söyleyeceğini biliyorum. Black Jesus, asıl G.O.A.T odur. 

Ama 2 numara kim diye sorduklarında her zaman Kobe Bryant derim. 

Kimse senden daha dirayetli değildi. Gelişmeme senden daha fazla katkısı olan biri yok. Bu sporda ve hayatta sonsuza kadar birbirimize bağlıyız. 

Keşke daha fazla zaman geçirebilseydik. 

Bunu sana daha önce söylemiş miydim bilmiyorum ama en güzel ve komik anılarımdan biri 8 ve 24 numaralı formalarını emekli ettiklerinde Los Angeles’ta seni görmeye gelişimdi. Uzun süre boyunca iyi performans gösterdiği için başka kimin salonunun tavanında asılı İKİ farklı forması var ha? Dünyaları verseler o anı kaçıramazdım. Ama garip olan ne biliyor musun? O gün Staples Center’daki herkes bana sanki o yüzükleri biz kazanmışız gibi davranıyordu. Sahaya inmeye çalışırken güvenlik bana bir ton sorun çıkardı dostum! Siz kazandınız, Los Angeles!!! 

Sizi tebrik etmek için sahaya inmeye çalışıyorum, hadi ama “Bu adam benim dostum.” Güvenlik bana deliymişim gibi bakıyor. 

Hahahaha, siz kazandınız! Tüm yüzükler sizde! 

Güç bela sahaya inip sana sarıldığımda hala bir kolunda kızını tutuyordun. İşte bu asla unutmayacağım bir andı dostum. Orada olduğum için çok mutluydum. Kobe Bean Bryant efsanesinin bir parçası olduğum için mutluydum. 

Allen Iverson Kobe 3
Kevork Djansezian / Getty Images

Zaman nasıl da geçti dostum. Los Angeles’taki ilk buluşmamız daha dünmüş gibi. Maceraları yeni başlayan iki çocuktuk. 

“Daha sonra ne yapacaksın?” 

“Gece kulübüne gideceğim.” 

“Spor salonuna geri döneceğim.” 

Bu diyaloğu hiç unutmayacağım. 

Artık bu dünyada değilsin ama hala bizimlesin. Sadece Kobe Bryant dememizle bütün anılar saniyesinde canlanıyor. 

Toronto’ya 81 sayı attıktan sonra işaret parmağını havaya kaldırıp sahadan ayrılışın gözümün önüne geliyor. 

Şampiyonluğu kazandıktan sonra tıpkı MJ gibi havaya zıpladığını hatırlıyorum. 

Serbest atış çizgisinde yanımda durduğunu, gülümsediğini, hiçbir şey söylemesen de bakışınla bana “İşte şimdi bittin, Chuck.” dediğini görebiliyorum. 

Bu anılar hep benimle olacak. 

Ve ağlayacağız. 

Aramızda olmadığını hatırladığımızda ağlayacağız. 

Ama senle olan anılarımız aklımıza gelince ayı gibi güleceğiz. 

Böyle bir yazıyı nasıl sonlandıracağımı gerçekten bilmiyorum. Bir NBA efsanesine, bir babaya, bir kocaya, bir arkadaşa nasıl veda edeceğimi gerçekten bilmiyorum. Kelimeler gerçekten kifayetsiz kalıyor. 

Tek söyleyebileceğim şu: Seni seviyorum kardeşim. 

Sevgilerle, 

Chuck  

Yazının orijinal metni için tıklayınız.

Total
0
Shares
Önceki Yazı

Yeni, Yeniden Edin Terzic

Sonraki Yazı

Serena Williams: Tenise Veda Mektubu

Bunlar da ilgini çekebilir