Jürgen Klopp kapak

Jürgen Klopp: ‘The Normal One’

“Hayatta her nerede olursanız olun, orayı daha güzel hâle getirmek. Varınızı yoğunuzu ortaya koymak. Sevmek, sevilmek ve kendinizi çok ciddiye almamak…” Bu sözler, “Hayatta sizce en önemli olan nedir?” sorusuna 2008 yılında verdiği Jürgen Klopp tarafından verilen cevaptı.

İmaj yaratmak, basının karşısında kendinden emin sözler ile farklı bir futbol figürüne dönüşmek seçenekler arasında gözüküyor ancak Klopp bunu sergilemiyor.

Bu yönde ya da tersi yönde bir imaj kaygısı içinde olmadan, içinden geldiği gibi davranmayı tercih etti her zaman Jürgen Klopp.

Hoş, bu bir tercih miydi? Hayır tercihler de bir yöntem izleme çeşididir bir anlamda. Klopp bir tercih kaygısıyla hareket etmeden hayatın içinden olduğunu her zaman hissettirdi onunla çalışan oyuncularına, basına ve çalıştığı kulüplerin taraftarlarına…

Bu sebeple ona ‘Normal Biri’ yakıştırması da bu bağlamda anlam bulmuş oluyor.

Uzun Youtube videolarını izlemeye tahammmül edemediğimiz, içerik üreticilerinin algoritma telaşından ne yapacağını şaşırdığı bu çağda mutlu olunca, üzülünce ya da sinirlenince birbirinden ayırt edilemeyen, donuk ifadelere sahip insanlara dönüşmeye başladık. Her ne kadar biz bunun farkında olmasak da gerçekler bu yönde. İşte Klopp, her duyguyu yaşaması gerektiği gibi yaşıyor. Sevindiği zaman çılgınlar gibi mutlu oluyor, üzüldüğünde de kameralar önünde olsa bile göz yaşlarının süzülmesine izin veriyor. Ve bütün bunlar onu ‘normal biri’ yapıyor. Hal böyle olunca bu normal adamı anormal işler yaparken izlemek biz futbolseverlere de inanılmaz keyif veriyor. Kendi hayatlarımıza dair notlar almamızı sağlıyor…

Ayrıca sempatik, öz eleştiri refleksleri fazlasıyla gelişmiş, bol esprili bu adam sinirlendiğinde de asla politik bir tavır sergilemiyor. Örneğin futbolculuğunda Mainz forması giyerken St. Pauli orta saha oyuncularından Bernd Hollerbach’la olan kavgası ve meydana gelen bu sürtüşmede geri adım atmaması tribünlere oynama kaygısı içinde olmadığının örneklerinden sadece biri.

2002’de Klopp’un bir röportajında anlattığına göre, bu ikili Hamburg’daki Millerntor Stadyumu’ndaki bir maçta kapışmışlardı. Yaşananları Klopp’un kendisinden dinlediğimizde o sürtüşmeyi Klopp şöyle anlatmış:

“Yarı saha çizgisinde Hollerbach beni kalçamdan yakalayıp baldırıma dehşet bir tekme attığı vakit ipler kopmuştu. Bu adaletsizliği nedense kimse görmemiş gibiydi, tüm stat beni numara yapmakla, kendimi yere atmakla suçlamıştı. Gerçeği bilen iki kişi vardı-ben ve Hollerbach. Neticede, karşı karşıya geldiğimiz bir sonraki pozisyonda Hollerbach’a dünyanın kaç bucak olduğunu gösterdim.”

Jürgen Klopp

Şimdi okuyucuyu çok sıkmadan kısaca Jürgen Klopp’un hayat akışına bir göz atalım;

16 Haziran 1967 tarihinde dünyaya geldi tam adıyla Jürgen Norbert Klopp…

Stuttgart’ta, Freudenstadt yakınlarında bir kasabada ebeveynleri ve iki büyük kız kardeşiyle birlikte büyüdü. Küçük yaşta futbola tutkusu başlamıştı. İlk olarak Ergenzingen takımında amatör olarak futbol oynamaya başladı sonra da Dragoslav Stepanovic’in çalıştırdığı Rot-Weiss’de. Klopp’un bir sonraki durağı ise yıllarca formasını giyeceği sonrasında da ilk antrenörlük deneyimini yaşayacağı Mainz 05 oldu.

Wolfrang Frank ve Jürgen Klopp

25 Şubat 2001 tarihinde Mainz 05 ile son maçına çıktı Jürgen Klopp. Klopp Mainz’da futbolcuyken hem saha içinde hem de karakteristik özellikleriyle takıma iyice ağırlığını hissettirdiği zamanlarda takımın teknik direktörü Wolfrang Frank ile yolları kesişmişti. Wolfrang Frank, Almanların futbol profesörüydü. Lothar Matthäus ve Matthias Sammer’in liberodayken fırtınalar estirdiği diğer tüm takımların bu iki isim gibi harıl harıl oyuncu aradıkları ve sistemsel olarak taklit edildikleri dönemlerden bahsediyorum. İşte böyle bir dönemde liberolu sisteme anti tez üreten bir çılgın profesördü Wolfrang Frank…

Klopp, meşhur boğucu pres futbolunun temellerini ilk elden öğrenme fırsatına sahip olmuştu. Çünkü çılgın profesör Wolfrang Frank liberosuz sistemin üstüne adam adama markaj yerine alan markajını tercih edip eski köye yeni adet getirmeye devam ediyordu.

Wolfrang Frank’ın yanında tohumları ekilen Jürgen Klopp futbolu artık filizlenme dönemine yaklaşmıştı.

O dönem takımdan ayrılan Eckhard Krautz’un yerine yönetimin herkesi şaşırtan kararıyla takımın başına getirildi Klopp. Basın her ne kadar bu kararı yadırgasa da Mainz taraftarı ona güveniyordu.

O, şehrin sevilen adamıydı. O, Mainz 05’in umuduydu. İlk sezon takımı ligde tutmayı başardı Klopp. Sonraki iki sezonda ise Mainz’i üst sıralara oynayan bir takım haline getirdi. 2003/04 sezonunda ise Jürgen Klopp’un Mainz’i Bundesliga’ya yükselmeyi başardı. Alt sıralarda devraldığı takımı, birkaç sezon içerisinde Bundesliga’ya yükseltmeyi başarmıştı Alman teknik adam. Artık Alman basını da onun adını teknik direktörlük anlamında yazmaya başlamış ve başka kulüplerin dikkatini çekmeyi de başarmıştı. Mainz 05’i 2008 yılına kadar çalıştırdı Jürgen Klopp.

2007/08 sezonunda Mainz 05’in yeniden Bundesliga 2’ye düşmesiyle birlikte sözleşme uzatmama kararı aldı. 7 senenin ardından artık ayrılık vakti gelmişti. Sıradaki durak ise eski günlerini mumla arayan bir başka takımdı. Sıradaki durak, Almanya’nın en köklü takımlarından Borussia Dortmund olacaktı. Sözleşmenin imzalanmasıyla birlikte artık her şey hazırdı. Jürgen Klopp sarı duvarı, Sarı duvar da Jürgen Klopp’u bekliyordu. Borussia Dortmund taraftarları, aradığı ilacın Jürgen Klopp olmasını umuyordu. Bu, büyük bir sorumluluk demekti. O, takımın başına gelmeden önce Borussia Dortmund’un oynadığı futbol, Kicker dergisi yazarı Philipp Köster tarafından şöyle ele alınıyordu:

Dortmund defansının topu kazanıp rakip yarı sahadaki santraforlarına iletmesine dek geçen süre zarfında, güney tribünündeki kimi taraftarlar büfeden birer bira alıp geri gelme imkânı buldular. Hem de iki kez…

Philipp Köster

Kulübe geldiğinde böyle bir enkaz devralmıştı Klopp. Dortmund’da yeniden bir yapılanma, göze hoş gelen ve başarılı bir sportif kimlik oluşturma arzusu içindeydi. Taraftarlara da ilk iş olarak “tam gaz, son sürat bir futbol’ izleteceklerinin sözünü verdi. Sonrasında Klopp yönetiminde nice başarılar elde etti Sarı Siyahlılar. 2 Bundesliga şampiyonluğu, 1 Almanya Kupası ve 1 Şampiyonlar Ligi finali…

Ve gelelim günümüze…

Brendan Rodgers’dan boşalan koltuğa oturan Jürgen Klopp, İngiltere’nin efsanevi kulüplerinden Liverpool’un başına geçti. Sistemini gelir gelmez takıma entegre etti ve Liverpool’un uyanışında başrol oldu. Liverpool yönetimi de bu yönetim tarzını beğendi. Klopp ile uzun süreli sözleşme imzalandı. Bu hamle, Liverpool tarihi için önemli bir hamleydi. Jürgen Klopp yönetiminde Liverpool, 30 yıl sonra Premier Lig şampiyonluğunu elde etti. Jürgen Klopp, İngiltere üst seviye futbol liginde şampiyon olan ilk Alman teknik direktör oldu. Liverpool’u ve Klopp’u sempatik kılan sadece kazandığı kupalar değildi. Oynadıkları o göze hoş gelen futbol ve takıma kazandırılan yetenekler Liverpool’un dünyanın her yerinde taraftarı olma sebeplerinden birkaçı.

Premier Lig’de geçtiğimiz sezon son haftaya kadar uzanan şampiyonluk yarışında gülen taraf Manchester City olunca durumu bu şekilde açıkladı Klopp:

“Büyük şeyler kazanmak istiyorsan, büyük kaybetmeye hazır olmalısın. Bugün yaptığımız da buydu…”

Sonrasında tabii Şampiyonlar Ligi finalinde de büyük kaybedildi. Ve yine Jürgen Klopp “Seneye yine aynı seviyelerde olacağız. Taraftarlarımız İstanbul’daki otellerde rezervasyonlarını şimdiden yaptırsın.” minvalinde kendinden ve takım olarak doğru yolda olduklarından emin bir vaziyette bu sezonu tamamlamış oldu.

Başarılar, kaybedilen kupalar bu yarışın nihai hedefi elbet fakat Jürgen Klopp uzun vadede bulunduğu kulübe, bulunduğu şehre mutluluk vermek ve olanı daha iyi hale getirmek için futbol endüstrisinin farklı noktalarındaki tesirlerini de her zaman önceliği yapmaya devam ediyor. Kaybedilen finallerden sonra dahi vakur duruşunu asla bozmuyor yapmış olduğu açıklamalarla.

Bu arada Jürgen Klopp’un “bulunduğun yere mutluluğu da götür” önermesinin Mersiside tarafından benimsenmesini kaybedilen şampiyonluklara rağmen taraftarın takımı coşkuyla karşılamasından anlayabiliyoruz yine.

The Normal One’ etkisi tüm Liverpool ve Ada insanını hayatın zorluklarından uzaklaştırıp mutlu etmeye devam edecek…


Plase:

Total
0
Shares
Önceki Yazı

Bursaspor: Devrik Şampiyon

Sonraki Yazı

Fernandinho: Fırtınanın Ortasında Hayat

Bunlar da ilgini çekebilir